Maksat muhabbet olsun…

1

Posted on : 25-03-2012 | By : Çağdaş | In : Havadan Sudan

Uzun zamandır blog sayfama yazı yazmamıştım…

Gerek kişisel hayat, gerekse profesyonel hayattaki koşturmaların dışında konu sıkıntısı çektiğimi de itiraf etmem lazım.

Hal böyle olunca, yazmaya elim gitmemişti…

Tekrardan yazıya geri dönmek için bir bahane yaratayım dedim ve belli bir formata bağlı kalmadan birşeyler kararlıyorum işte. Maksat muhabbet olsun!

Profesyonel hayatta önemli bir reklam kampanyasını geçtiğimiz haftalarda yayına aldık.Amacımız Yandex‘in marka bilinirliğini arttırmak ve bu temeli esas olarak marka inşaasına başlamak.

Bu konuda detaylı paylaşımlarım olacak ancak yorumlarınızı paylaşmanız benim açımdan kıymetli. Henüz izlemediyseniz aşağıda reklam filmimizi izleyebilir, robot, bukalemun veya ay aracı sayfalarımızı ziyaret edebilirsiniz.

Bir diğer önemli heyecan ise Nisan ayında ailemize katılacak kızımız Ela Önen ile ilgili :) Bu heyecanı da ayrı bir yazıda ele alsam çok daha iyi olacak, babalık gerçekten apayrı bir duygu. Şimdiden fazlasıyla heyecanlıyız :) (#elaonengeliyor)

Konu sıkıntısı diyordum ama maksat muhabbet olsun derken iki konu başlığı şimdiden çıktı bile. Sanırım bazen konu aramaktansa serbest tarzda bir yazı yazmak, farklı konuları da beraberinde getiriyor. (Blog yazanlara önemli bir tavsiye olsun.)

O zaman kaldığımız yerden paylaşımlara devam edelim. Beni izlemeye devam edin :)

Pazarlamanın Dijital Rotası

1

Posted on : 29-12-2011 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

29 Aralık 2012 tarihinde Bilgim Academy-Pazarlama sertifika programı içerisinde Bilgi Üniversitesi’nde yaptığım “Pazarlamanın Dijital Rotası” sunumuna SlideShare’den ulaşabilirsiniz.

Steve Jobs – Walter Isaacson

1

Posted on : 27-11-2011 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

Steve Jobs, 21.yüzyılın tartışmasız en önemli dahilerinden biri.

Apple’ın “Farklı Düşün” temalı reklamında söylendiği gibi, dünyayı değiştirebileceklerini düşünecek kadar çılgın olan ve bunu yapan bir insan.

Vefatı sonrasında ben de Walter Isaacson tarafından yazılmış biyografisini merakla bekliyordum ve sonunda okuma şansını buldum. Hep söylediğim gibi her kitap, okuduğu kişide farklı duygular veya fikirler uyandırır. Bu yüzden her olayı ve detayı anlatmadan dikkatimi çeken noktalarını paylaşıyor olacağım.

TUTKU VE ODAKLANABİLMEK: Tutku, her liderin başarıya ulaşmasındaki temel noktalardan biri aslında. Steve Jobs da aynı şekilde yaptığı işi büyük bir tutkuyla yapmış. Belki kontrol delisi olmasının temelinde bu tutkusu yatıyordu. Bunun dışında hedefi belirledikten sonra olağanüstü bir şekilde odaklanabilmesi Apple’ın bugün bulunduğu yere ulaşmasını sağlayabilmiş. Liderlik açısından bu iki kavramın önemi, biyografiyi okuyunca bir kere daha ortaya çıkıyor.

ŞİRKET DÖNÜŞÜMÜ: Apple’ın ilk büyük yatırımcısı ve yönetim kurulu başkanı Mike Markkula’nın önemli bir sözü var: “Kalıcı şirketler, kendilerini yeniden oluşturmayı bilen şirketlerdir.” Bu noktada adeta bir kelebeğin geçirdiği dönüşüm gibi, kendini yeniden oluşturabilmek bir şirket için hiç kolay birşey değil. Ancak burada da Steve Jobs’un ikna yeteneği ve vizyonu kendini göstermiş.

Şirketler için geleceği önceden hissedilmek ve hamlelerini bu doğrultuda yapmak, eğer gerekiyorsa bazı alanlardan vazgeçebilmek kısa vadede etkisini hissettiremeyebilir ancak uzun vadede çok kazandıracağını söylemek yanlış olmaz. Yine biyografide geçen ünlü hokeyci Wayne Gretzky’nin şu sözü zaten Apple için de bir ilham kaynağı olmuş: “Topun gittiği yere doğru kay, daha önce bulunduğu yere değil.”

LİDERLİK ANLAYIŞI: Steve Jobs, tarzı itibariyle insanlarla zıtlaşan, çoğunlukla insanları kıran ve inciten bir liderlik anlayışıyla Apple’ı yönetmiş. Özellikle gerçeği çarpıtma sahası methoduyla da insanları olamayacak şeyler için motive ederken, bu insanların hayal bile edemeyecekleri şeyleri başarabilmelerini sağlamış.

Genel liderlik kalıpları içerisinde bakıldığında bu yaklaşım iyi liderlik tanımına giremeyebilir, öyle değil mi?

Bu tarz kalıp kitaplarda liderin uzlaşmacı olmasına yönelik ibareler vardır. Ancak biyografiyi okuyunca zıtlaşmaktan korkan, kibar ve yumuşak başlı, aynı zamanda fazla uzlaşmacı liderlerin değişimi dayatmada ne kadar etkili olacağı tartışılır bir hale geliyor. Bu noktada uzlaşmacı yerine, yapıcı bir tartışma kültürü yaratıp zıtlıkları iyi yönetebilen liderler değişimleri daha hızlı gerçekleştirebilirler sonucuna varabiliriz.

Bunlara ek olarak Steve Jobs’un hoşuma giden ve üzerinde düşünülmesi gereken bazı sözlerini de paylaşayım:

*) “Müşteriler ne istediklerini biz onlara gösterene kadar bilmezler.”

*) “Ne yapmayacağına kadar vermek, ne yapacağına karar vermek kadar önemlidir.”

*) “Neden bahsettiğini bilen insanların Powerpoint’e ihtiyacı yoktur.”

Genel olarak akıcı dille yazılmış bu biyografiyi okumanızı öneririm. İşiniz ve kendiniz için ilham alınabilecek noktalar bulacaksınız :)

Turkcell 2011 Blog Ödülleri Adaylığı

0

Posted on : 27-11-2011 | By : Çağdaş | In : Havadan Sudan, Sosyalleşmek

Blog dünyasına ilk adımımı 2005 yılında Blogspot uzantılı sayfamla atmıştım.

O dönemlerde aktif olarak kullanmadığım bloguma geri dönüşüm 21 Mayıs 2009 tarihinde olmuştu.

Ve o zamandan beri büyük bir keyifle paylaşımlarıma devam ediyorum. :)

Bu aşamada sizlere güzel bir haberim var. Turkcell 2011 Blog Ödülleri‘nde Kişisel Bloglar kategorisinde adayım. :)

Bu kategori için 2 Aralık 2011 tarihine kadar halk oylaması devam edecek. Oylama doğrultusunda ilk 10′a giren bloglar jüri değerlendirmesi aşamasına geçecek ve 2011′in en iyi kişisel blogları belirlenecek.

Blog dünyasının bu prestijli yarışmasında bana destek vermenizi rica ediyorum. Destek için yapılacak adımlar oldukça basit:

*) Blog Ödülleri sitesine girerek kayıt olmak. Sonrasında Kişisel Blog’lar kategorisinde bulunan Çağdaş’ın Bakış Açısı sayfasına oy vermek.

*) Benzer şekilde sayfama girdiğinizde hemen sağ tarafta göreceğiniz banner üzerinden de oyunuzu verebilirsiniz. Bunun için aynı şekilde Blog Ödülleri sitesine kayıt olmanız gerekiyor.

Şimdiden destekleriniz için çok teşekkürler :)

Hayatın “Mükemmel Renkleri” her zaman sizlerle olsun diyerek çok sevdiğim bir şarkıyı sizlere armağan etmek isterim. Sevgilerimle :)

Bayram Coşkusu

0

Posted on : 05-11-2011 | By : Çağdaş | In : Geziler & Keşifler, Havadan Sudan

Ekim ayı,saatleri 1 saat geri almamıza rağmen, çok hızlı bir şekilde geçti.

İş ve yaşam koşturması içinde Kasım ayına geldik. Bayram coşkusuyla beraber yılın son molasını alıyoruz.

Öncelikle herkesin bayramını kutluyorum, her geçen gününüz bayram coşkusu içinde geçsin :)

Hazır son molayı almışken dinlenmek hepimizin hakkı öyle değil mi?

Ben müsadenizle elimde kitabım, iPhone’umda müziklerimle beraber birkaç günlüğüne buraları sizlere emanet ediyorum.

Dönüşte 2012 yılına doğru geri saymaya başlayacağız. :)



(Görsel, Stock.XCHNG sitesinden alınmıştır.)

Yazılacaklar ve Okunacaklar

0

Posted on : 30-09-2011 | By : Çağdaş | In : Havadan Sudan

Yılın son çeyreğine girmek üzereyiz.

Zaman her zamanki gibi son hızla geçmeye devam ederken, bloguma yazacağım yazılar ve buna ek olarak okunacak kitaplar listemin uzamaya başladığını farkettim.

Geziler ve Keşifler başlığım için yeni bir yazı dizisi geliyor. Yaz maceramızın Madrid’den sonraki duraklarını – Toledo’dan başlayarak Sevilla’ya kadar – anlatan “Andalucia Te Quiero” Ekim ayında bu sayfalardan sizlere ulaşıyor olacak. :)

İnternet sektörününü önemli etkinlikleri olan Webrazzi Summit ve Webit Congress 2011 hakkındaki görüşlerim ve izlenimlerim İş Dünyası kategorisinde olacak. Malum internet sektörü hızlı bir şekilde ilerlerken bu gelişmelerin gerisinde kalmak olmaz. :)

Bu sırada okunacak kitap listemin sayısı gün geçtikçe artıyor. İlk aşamada okunacaklar:

1. The Thank You Economy – Gary Vaynerchuk
2. Machiavelli – İktidar Filozofu – Ross King
3. Sil Baştan – Jason Fried & David Heinemeier-Hansson
4. Mini Sanat Dizisi Picasso
5. Hayat veren kılıç – Yagyu Munenori
6. Onward – Howard Schultz (İstemeden de olsa yarım bıraktığım bir kitaptı.)
7. The power of positive deviance – HBR – Pascale & Sternin & Sternin

P.S: Khaled Hosseini – Uçurtma Avcısı kitabını şiddetle tavsiye ediyorum. Son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan biriydi.

Ekim ayında dolu dolu bir içerik sizleri bekliyor olacak. Ne diyeyim “Beni izlemeye devam edin” :)

Yazının sonunda sizi şu güzel şarkıyla baş başa bırakayayım. “When I am through with you, there won’t be anything left”…

Sevgiler :)


(NOT: Görsel, Stock.XCHNG sitesinden alınmıştır.)

Esto es Madrid – Gezi Notları

8

Posted on : 09-08-2011 | By : Çağdaş | In : Geziler & Keşifler

Malum yaz tatilinden geçtiğimiz günlerde döndüm.

2009 yılındaki Barcelona maceramız sonrası bu sefer, Madrid’den başlayarak Endülüs bölgesini keşfetmek üzere İspanya’ya doğru tekrar yola çıktık.

Madrid Barajas havaalanına ayak basmamızı takiben yaklaşık 2 günlük bir süreyi geçirdiğimiz Madrid’de neler yaptığımıza gelin hep beraber bakalım.

İLK İZLENİMLER?

Barcelona’yı İstanbul’a benzetirsek Madrid kesinlikle Ankara. Çok büyük bir şehir olmadığı gibi, devlet kurumlarının bulunmasının getirdiği bürokratik havayı hissediyorsunuz. Barcelona ne kadar canlı bir şehirse, Madrid bir o kadar sakin bir yapıya sahip. Hatta siesta zamanlarında (14.00 – 18.00) sokaklarda – hatta ana meydanlarda – insan görememek gerçekten ilginç. Bu noktada Madrid’i yaşamanın en güzel yolu, hiç acele etmeden şehrin dingin akışına kendinizi bırakmanız. :)

NEREDE KALMAK GEREKİR?

Konaklama konusu tamamen bütçeye bağlı olmakla beraber, biz şehrin ana caddelerinden Gran Via üzerinde bir otelde kaldık. Bu sayede merkezdeki birçok yere yürüyerek ulaştık. Bunun yanı sıra şehirde geniş bir metro ağı var, dış bölgelerde de kalmayı tercih edebilirsiniz

NERELERİ GEZELİM?

Madrid’i ilk başta yürüyerek keşfetmenizi öneririm. Bu noktada Puerta del Sol meydanından başlamak iyi bir seçim olabilir. Bu meydanda yer alan Madrid’in resmi sembolü El Oso y el Madroño (Ayı ve Çilek Ağacı) heykelini görüp fotoğraf çektirebilirsiniz.

Buradan rotanızı, birkaç dakikalık yürüyüş mesafesindeki, şehrin ana meydanı Plaza Mayor’a çevirebilirsiniz. Şehrin önemli turistik meydanlarından biri olduğundan burada çeşitli kafe, restoran veya hediyelik eşya dükkanı bulacaksınız.

Plaza Mayor’dan sonra hemen yanında yer alan, şehrin en eski çarşılarından olan Mercado de San Miguel’e uğramadan geçmeyin. Buradaki dükkanlarda meyve, deniz ürünü, şarküteri, tapas, şarap bulabileceğiniz gibi, dükkanlardan aldığınız ürünleri hemen çarşının ortasında yer alan barlarda oturup yiyebilirsiniz.

Bir sonraki durağınız, halen İspanya Kralı’nın resmi görüşmeler için kullandığı Palacio Real ve yanındaki Catedral de la Almudena olabilir. Açıkçası zaman kısıtınız varsa bu iki yerin önünde resim çektirerek devam etmenizi öneriyorum.

Bu kadar yürüyüşün ardından, Madrid’in en işlek meydanlarından Plaza de Espana’ya giderek, Madrid’liler gibi çimenler üzerinde dinlenebilir, kurulan stantlardaki hediyelik eşyalardan alabilir ve Cervantes heykelinin önünde Don Kişot ve Sancho Panza ile resim çektirebilirsiniz. :)

PEKİ MÜZELER?

Madrid, müzeler ve içinde bulunan sanat eserleri açısından son derece zengin bir şehir. Başlıca müzelerine her yıl milyonlarca turistin geldiğini düşünürsek müzeleri gezmeden olmaz.

Bu noktada biz müzeleri Pazar günü gezme şansını yakaladık. Eğer Madrid seyahatiniz hafta sonu günlerine denk geliyorsa, müze ziyaretlerini Pazar gününe bırakın. Madrid’in en önemli müzelerinden biri olan Museo del Prado’ya Pazar günleri 17.00 – 20.00 arası, Centro de Arte Reina Sofia’ya tüm gün boyunca ücretsiz girebiliyorsunuz.

Centro de Arte Reina Sofia’nın üst katları tamamen modern sanat üzerine ayrılmış. Ama giriş katlarında Salvador Dali ve Picasso’nun eserlerini görebilirsiniz. Bu müzeye gelmişken Picasso’nun meşhur Guernica’sını görmeden çıkmayın.

Museo del Prado’da ise Dürer, Velazquez, El Greco gibi resimlerin başyapıtlarını göreceksiniz. Benim favorilerim Picasso’nun da yorumladığı Velazquez’in ünlü “Las Meninas” tablosu, Jose de Ribera’nın “Jacob’s Dream” tablosu ve Satürn’ün kendi oğlunu öldürmesini tasvir eden Rubens’in tablosu. Bu müzede rahatlıkla 2 saat ve üzerinde zaman geçirebilirseniz, son derece büyük bir müze.

Her ne kadar biz gidememiş olsak da, bu listeye Museo Thyssen’i de ekleyebilirsiniz.

BAŞKA ALTERNATİFLER?

Pazar günü Madrid’de büyük bir bit pazarı açılıyor. İsmi El Rastro. Şiddetle tavsiye edeceğim bir Pazar olmasa da alternatif arayanlar değerlendirmeyi düşünebilir. Ancak bu pazarı gezerken Plaza Mayor’a yakın bir mevkide Caramelos Paco isimli şekerciye mutlaka uğramanızı ve farklı şekerlemeleri tatmanızı öneririm. :)

İspanya denilince akla tabiki tapas gelir. İspanya’nın güneyine inmeye başladıkça tapaslarda deniz ürünleri çeşitliliği artıyor. Plaza de Santa Ana’da tapas yiyebileceğiniz ve dünyanın farklı bölgelerinden bira içebileceğiniz restoranlar var. Mercado de San Miguel’in hemen yanından aşağı inen sokakta da farklı restoran alternatifleri mevcut.

Futbolseverler için Santiago Bernabéu stadını görmek etkileyici olabilir. :)

Boğa Güreşi konusunda bazı bilgi paylaşımlarım olacak. Ancak onları boğa güreşinin memleketi diyebileceğimiz Sevilla yazıma saklıyorum. :)

GENEL YORUM?

Madrid çok fazla büyük bir şehir değil. 2 günlük bir süre içerisinde bile birçok yerini gezme şansınız oluyor. Barcelona’yı görenlerin çok büyük beklentilerle gitmemesini naçizane olarak öneririm. Bunun dışında maksimum 3 günlük bir süre Madrid için fazlasıyla yeterli olacaktır.

Avrupa’nın belli başlı şehirleri vardır, defalarca gitseniz sıkılmazsınız. Bence Madrid bu kategoriye giren bir şehir değil. Ama yine de İspanya’ya gidiyorsanız görülecek şehirler listesinde olmalı.

Bu noktada Madrid’e gitmeyi düşünen ve bu yazıma yorum yapan ilk 5 kişiye Madrid haritası vereceğim. :)

Keyifli seyahatler :)

(..Çağdaş’ın objektifinden kareler..)