Bir bahar akşamında “Rahatına Bırakmak”

0

Posted on : 30-05-2010 | By : Çağdaş | In : Sosyalleşmek

Ekonomik kriz başladıktan sonra hepimizin hayatındaki – özellikle iş kaynaklı – stres daha da artmaya başladı.

İşini kaybedenler yeni iş bulacağım stresine girdi. Mevcut işlerini kaybetme korkusu hissedenler eskisinden daha fazla çalışmaya başladı. Her ne kadar onlarsız bir hayat düşünemezsek de Blackberry ve iPhone’da hayatımıza farkında olmadan ek bir stres kattı. Aklımıza geldikçe maillerimize bakmaya, her yerden ulaşılabilir olmaya başladık. Bir şekilde kafamızı dinlememiz gereken zamanlarda bile esasında işi düşünüyor olduk.

Hayat aslında bir denge oyunu. Belli karşıtların dengesini kurduğunuz anda çok daha rahat yaşamaya başlayabiliyorsunuz, böylesi durumlarda enerjinizin de arttığını hissediyorsunuz.İşte bu dengeyi kurabilmek adına kendi açımdan önemli kararlar aldığım bir dönemden geçtim. Önce kariyer yolumu değiştirdim, sonra da yıllardır beni bırakmayan kilolarımdan kurtulmaya karar verdim. Son 1 aydır da bu dengeyi iyi oturtabildiğimi düşünüyorum.

Bu bakış açısıyla eşime en son ne zaman konsere gittiğimizi sordum. 1 seneden fazla olduğunu söyleyince Miller Freshtival için gelen davetiyeleri göstererek güzel bir sürpriz yapmış oldum.

Açık konuşacağım sahne alacak şarkıcılar içerisinde en merak ettiğim Mika‘ydı. Diğerlerini çok iyi tanıdığımı söyleyemeyeceğim. Biz festivale gittiğimizde The Raveonettes sahneye çıkıyordu. Başarılı bir grup ama Türkiye’de çok fazla tanınmıyor diye düşünüyorum. Etrafımızdaki katılımcılardan da “İlk defa dinliyoruz, iyilermiş” gibi yorumlar duydum.Ne zaman bu grup sahneden indi, ben dahil herkeste Mika heyecanı başladı.

Ve derken o tanıdık melodi başladı. Tam o anda içimdeki enerjinin de arttığını hissettim. Bende şarkının sözlerine uyarak herşeyi rahatına bıraktım. “Relax, take it easyyy”

Herşeyi rahatına bırakıp Mika’nın performansıyla keyifli bir Cumartesi akşamı geçirdik. Sahnedeki bitmeyen enerjisi ve sevimli Türkçesiyle herkesi kendine hayran bırakmış olsa gerek :)

Stresi azaltıp hayatınızdaki dengeyi bulacağınız ve en önemlisi rahatına bırakacağınız günler dileklerimle aşağıda konserden birkaç resim bulacaksınız.

P.S: Efes Pilsen’e davetiyeler için bir kere daha çok teşekkürler…

Liderlik, Strateji ve Euro 2016

0

Posted on : 28-05-2010 | By : Çağdaş | In : Havadan Sudan

Eur0 2016 oylamasının sonucunu bugün herkes gibi merakla bekledim. Maalesef Platini’nin kağıdı çevirmesiyle “France” yazısını görünce bende hayal kırıklığına uğradım.

Şöyle bir yorumlara göz attım. Üzülenler, isyan edenler hatta Fransız mallarını boykot edelim diyenler var. Buna karşın   “1 oyla kaybetmişiz, yenildik ama ezilmedik.” diyen yazılar da okudum.Her zaman suçlu nedense başkasıdır da acaba biz birşeyleri yanlış mı yapıyoruz diye hiç düşünmeyiz.

Michel Platini akşam saatlerinde Türk gazetecilere şöyle demiş:

“Eğer benim Fransa’nın kazanması için çaba sarfettiğimi düşünüyorsanız o zaman bir gün bir Türk başkan yaratırsınız ve o sayede organizasyonu Türkiye’ye alırsınız”

Aslında adam bizde eksik olan birşeyi öyle bir yüzümüze vurmuş ki…“Bir gün bir Türk başkan yaratırsınız…”

Bence üstüne düşünmemiz gereken nokta bu.

Senelerdir UEFA ve FİFA denilince aklımıza sadece Şenes Erzik gelir değil mi? İkinci bir isim düşünseniz Levent Bıçakçı’yı bulursunuz ama Şenes Erzik kadar etkin olduğunu sanmıyorum. En azından ortalarda görünmüyor.

Şenes Erzik muhtemelen çalışkan bir kişidir, bu makamlara gelebildiğine göre belli bir birikimi vardır. Ancak her çalışkan kişi lider değildir. Lider, karar vericileri etkileyen ve yönlendiren kişidir. Görünen o ki Şenes Erzik’in de yetkinliği bir yere kadar gelebiliyor. 6 üyeyle konuşup 6 oy aldırmak bir başarı değildir,sonuçta rakibiniz 7 kişiyi etkileyebilmiştir. O yüzden mazlum edebiyatını artık bir kenara koymamızın zamanı geldi demektir.

Bu tarz organizasyonların arka planlarında ciddi stratejiler yatar. Ülkeler kapalı kapaların ardında belli pazarlıklar yaparlar. Üst düzeylere çıktıkça bu pazarlıkları sizde öğrenirsiniz, elinizde belli kozlar varsa lehinize olacak şekilde sizde görüşmeler yaparsınız. Ama buradaki etkinliğiniz, temsil eden kişinin yetkinliği kadardır.

Uzun lafın kısası…Ülke olarak lider yetiştirmeye önem vermeliyiz. Uzun vadeli bir strateji içerisinde, uluslararası kurumlarda ülkemizden de liderler bulunmasını sağlamalıyız. Bu sırada Şenes Erzik gibi artık misyonunu tamamlamış kişilere de teşekkür ederek, bilahare deneyimlerinden faydalanabiliriz.

Eğer mevcut düşünce anlayışında ısrar edersek günün birinde biri gelir “Adaylık sürecinin kaderin de bu var” der, daha da sinir oluruz.

Fiorentina’nın yeni menajeri

0

Posted on : 27-05-2010 | By : Çağdaş | In : Havadan Sudan

Sene 1995.  O zamanlar babamın görevi dolayısıyla Gölcük’te oturuyoruz.

486 bilgisayarımda oynadığım birkaç oyun vardı. Yine bir gün oyun almaya gittiğimde bilgisayarcıda tek disketlik bir oyun görmüştüm: Championship Manager 2. İtalya liginde geçen bir menajerlik oyunuydu. Yazılar ekrandan akardı, gol olduğu zaman “In off the post” benzeri mesajlar çıkardı. Saatlerce oynadığımı hatırlarım. Özellikle genç yıldızları keşfedip parlattıkça kendimi gerçek bir menajer gibi hissederdim, “Hall of Fame” bölümlerinde Alex Ferguson’a fark atardım “World Class Manager” olurdum.

Oyunun tutkunları hatırlayacaktır, Peter Prospar gibi fenomen oyuncular vardı :) Hatta Ersun Yenal’ın bile bu oyunu sürekli oynadığı söylenirdi. Bir ilginç bilgi daha Everton, oyunu yapan firmayla anlaşarak oyunun database’ini kullanmak üzere geçtiğimiz sene bir anlaşma yaptı. Oyunu zaten güzel kılan da özellikle gerçeğe yakın bu database’idir. Herkes kendini transfer sihirbazı Haldun Üstünel gibi hisseder bu oyun sayesinde.

Football Manager 2010‘u ilk çıktığında almıştım ama bir türlü oturup oynamaya fırsat bulamamıştım. Futbol gündeminin ve özellikle transfer haberlerinin yoğun olduğu bu dönemde bir heves oyuna başladım.

Fiorentina’nın yeni menajeri artık benim. Hadi bakalım yolumuz açık olsun…

Her fikri olan girişimci midir?

0

Posted on : 23-05-2010 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

Girişimcilik kavramı şu sıralar üzerinde çok sık düşündüğüm ve sorguladığım bir kavram.

2003 yılında katıldığım, Sinan Yaman’ın organize ettiği, Young Guru Academy’de girişimcilik konusunda deneyimlerini dinlediğimiz değerli konuşmacılar vardı.

Üzerinden neredeyse 7 sene sonra, bu sefer Webrazzi Gündem toplantısına katılarak “İnternet Girişimciliği” üzerine katılımcıların deneyimlerini dinleme şansım oldu.

Bu 2 organizasyonda da esasında aynı notları aldığımı fark ettim. Tek fark 2003 yılında internetin şimdiki kadar yaygın olmamasıydı.

Hazır yeni bir arayüzle sizlere ulaşıyorken – bir anlamda kendi çapında yeni bir girişimde bulunmuşken – bu konu üzerinde paylaşımda bulunmak istedim. “Girişimcinin 5 kuralı” gibisinden ahkam kesme niyetinde değilim. Ama bence olmazsa olmazları paylaşarak konu başlığındaki sorunun cevabını vermeye çalışacağım.

FİKİR: Günümüz şartlarını da düşününce esasında herkesin her konuda bir fikri mutlaka oluyor. Bu noktada karmaşık fikir yığınları yerine gerekli olan 1 adet basit fikir. Başarılı olmuş girişimleri de incelediğiniz zaman, esasında hepsinin temelinin temel ihtiyaçlara cevap veren basit fikirler olduğunu göreceksiniz.

İnternetin bu kadar yaygınlaşmasıyla beraber bilgi anlamında ciddi bir yoğunluk içerisindeyiz. Feeddemon programını kullanıyorum, her gün en az 1000 tane okunmamış RSS oluyor ve sürekli programdan “Okunmamış RSS’leriniz var.” diye uyarı alıyorum. Eğer internet alanında bir fikir bulacaksanız, tüm bilgileri toparlayan ve tek elden sunumunu yapan bir fikir kesinlikle iş yapacaktır.

SOSYAL ÇEVRE (NETWORK): Her girişimci ilk aşamada büyük maddi desteklerle işe başlayamayabilir. Kendi yağıyla kavrulmak deriz ya, aynı bu şekilde minimum kaynakla maksimum işi yapma durumunda kalacaktır. Girişim hikayelerinin çoğunda mutlaka sosyal çevrenin bir rolü olduğunu görüyorsunuzdur. Bu yüzden sosyal çevreyi kullanmak bir girişim yapmak için olmazsa olmazdır. Burada bir ayrımı vurgulamak isterim. Sosyal çevreyi kullanmak, herkesten bir çıkar elde etmek anlamında değil, doğru adımda doğru kişiye ulaşmak anlamındadır.

HIZLI UYGULAMA: Herkesin her konuda bir fikri olduğunu az evvel söylemiştim. Bu noktada bir fikri ve sosyal çevresi olan biri için geriye kalan tek şey hızlı uygulamak oluyor.

Önceki iş deneyimimde müşterilerimizin “acil” ve “hızlı” taleplerine çoğu zaman anlam veremezdik. Masanın diğer tarafına geçince firmaların ne kadar hızlı bir ekosistemde var olma çabası içinde olduğunu doğrudan gözlemleme şansım oldu. Sizin aklınıza gelen bir fikir, emin olun aynı anda en az 10 kişinin daha aklına geliyordur. Sonuçta herkes FİKİR düşünüyor. Bu noktada fırsatı yakalayan uygulamayı en hızlı hayata geçiren oluyor.

Başlıkta sorunun cevabına gelirsem; her fikri olan girişimci değildir. Girişimci, temel ihtiyaçlara cevap verecek basit fikrini, minimum kaynakla maksimum verim alacak şekilde, en hızlı şekilde uygulamaya geçiren kişidir.

Yeni sayfamla karşınızdayım

1

Posted on : 18-05-2010 | By : Çağdaş | In : Havadan Sudan

İlk blogger sayfamı 2005 yılında oluşturmuştum.

O dönemlerde aktif olarak kullanmadığım sayfama 21 Mayıs 2009 tarihinde tekrardan hareket vermiştim. Yaklaşık 1 senedir de oradan sizlere ulaşıyordum.

Bahar aylarıyla beraber hayatımda yeni başlangıçlar oldu. Bundan fırsatla yeni bir arayüzle sayfamı buraya taşıdım.

İlk blogger sayfamı (ilk göz ağrımı) eski adresinde, bir anlamda arşiv olarak, tutmaya devam edeceğim. O sayfadan sadece dedemle ilgili yazımı buraya taşıdım. Bu yeni sayfamda da benimle olmasını istedim. Hatırası her zaman kalbimde…

Kendi bakış açımdan paylaşımlarımı yeni sayfamdan izlemeye devam edebilirsiniz.

Hoşgeldiniz…