Sosyal medya stratejisi üzerine…

4

Posted on : 27-07-2010 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

Biliyorsunuz sosyal medya kavramı günümüzün güncel konularından bir tanesi.

Konu enteresan bir konu aslında. Herkesin söyleyecek bir şeyleri olduğu gibi Facebook, Twitter ve Friendfeed gibi mecralarda ilgili, ilgisiz birçok paylaşım yapan herkes kendini sosyal medya uzmanı zannediyor.  Özellikle yabancı sitelerden kopyala-yapıştır yaparak nasıl uzman olunduğunu henüz çözemedim.

Bugün faydalı olduğunu düşündüğüm bir sunum izledim ve bu sunumdan 2 bölümü yorumlamak istiyorum.

Sunumu Social Media Influence 2010 konferansında sosyal medyanın şampiyonu olarak nitelendirilen Starbucks’ın Dijital Direktörü Alexandra Wheeler yapıyor.

Wheeler sunumun başlarında aynen şöyle diyor:

“Agencies can be our arms, our legs but they should never be our mouth.”

Sosyal medyadaki sesinizi asla dışarıdan kaynaklara yaptırmayın, ajanslar size farklı konularda yardımcı olabilirler ama sosyal medyadaki sesiniz olmamalıdırlar diyor. Sosyal medya uzmanlarını hayal kırıklığına uğratacak bir yorum.

İnsanlar sosyal medya araçlarını, doğrudan iletişimde kalabilmek, paylaşımlarını anlık yapabilmek adına kullanırken, bir şirketin iletişimde aracı kullanması gerçekten çok mantıklı bir yöntem değil. Bir tüketici olarak mesela Twitter üzerinden sevdiğim bir markaya ulaşsam ve onlardan samimi bir dönüş alsam, o markaya olan sadakatim artar. Kendime daha yakın hissederim. Zaten Starbucks’ın da başarılı olmasının en önemli sebebi size sunduğu deneyim ve açık iletişim tarzı değil mi?

Alexandra Wheeler, sunumun sonlarına doğru “Social is not just about having Facebook or Twitter experience but looking for relevant extensions of social across campaigns, platforms or sites.” diyor.  Facebook veya Twitter üzerinden mini kampanyalar uygulamak yerine buldukları temel iletişim fikrini tüm mecralara yayılacak şekilde kurguladıklarını söylüyor. Ek olarak kendilerini İçerik Arkeoloğu (Content Archeologist) olarak nitelendirerek her şeyi sosyal medya üzerinden paylaşmaktansa gerçekten değer katabilecek ve bir anlam ifade edenlerin seçilerek paylaşıldığını söylüyor. Sosyal medyayı indirim ve fırsat duyurularını yapmak zannedenlerin kulakları çınlamıştır sanırım.

Şu anda bizde reklamverenler klasik olarak “Facebook profilinizde mesajımızı paylaşın” veya “Twitter’daki mesajı Retweet edin kazanın” şeklindeki kurgularla ilerleyerek sosyal medyada var olduklarını söylüyorlar. Bu yöntem bana yapmış olmak için yapmak şeklinde geliyor. Zaten bu tarz kurgular reklamverene dönemsel olarak artı değer yaratırken etkisi bir süre sonra yok olup gidiyordur. İnternet, süreklilik sağlayamazsanız nankör bir mecra aslında. Üzerinde çalışmayı bir süre bıraktığınızda kendinizi olduğunuz yerden daha da gerilerde buluyorsunuz. Eski konumunuza gelmek içinde ciddi bütçeler ayırmanız gerekiyor.

Yazımın başında da belirttim sosyal medya ilginç bir alan ve Starbucks bu alanı çok faydalı bir şekilde kullanmış. Umarım yerli markalarımızdan da benzer başarı hikayelerini duyarız.

Sunumun videosuna buradan ulaşabilirsiniz.

Comments (4)

Gayet yerinde açıklamalar, çok güzel olmuş. Eline sağlık.

Fakat Türkiye’de markaların beklentisi de daha farklı bence. Sosyal Medya’da bir anda yer almak istiyorlar. “Biz de orada olalım” düşüncesi. Amaç bir iletişim kanalı daha açmak değil. Oysa mecraya uygun konumlanma zaman da alır. Daha yolun çok başındayız.

Bu alanda da biraz geriden geliyoruz. Öte yandan yurtdışındaki gelişme ve yeniliklere çok hızlı adapte oluyoruz. Starbucks örneğindeki gibi başarı hikayelerini yakın dönemde görmeye başlayabiliriz.

[...] İşte böylesine bir dünya oluşturmanın temel çıkış noktası da DENEYİM’e dayanıyor. İlk aşamada az sayıda olan ancak ortak bir deneyim doğrultusunda bir araya gelmiş bir topluluk tahmin ettiğinizden de daha çok sayıya çıkabiliyor ve siz bu deneyim doğrultusunda kendi dünyanızı kurmuş oluyorsunuz. (Bkz. Starbucks örneği) [...]

Post a comment