Balkan Macerası – Dubrovnik 2.Bölüm

0

Posted on : 30-08-2010 | By : Çağdaş | In : Geziler & Keşifler

Bir önceki yazımda Dubrovnik’le ilgili tavsiyelerimin ilk bölümünü paylaşmıştım.

Bu bölümde konaklama ve Dubrovnik’in tarihi yerleriyle ilgili tavsiyelerimi paylaşmak istiyorum.

Öncelikle konaklama konusunda amacınızı belirleyerek otel belirlemenizi tavsiye ediyorum. Dubrovnik’e gitmişken otele çok para harcamak istemiyorum, paramı farklı yerlere harcarım diyorsanız Lapad bölgesinde uygun bütçeli oteller bulabilirsiniz. Bu bölgede her otelin önünde plaj var ve denize girebilirsiniz. Bu noktada şezlong ve şemsiye isterseniz ek ücret ödüyorsunuz. Buradan geçen otobüs hattı sizi 10 dakika gibi bir sürede Old City’e götürüyor. Bilet ücreti tek yön 8 Kuna. Aldığınız biletle 1 saat içerisinde sınırsız sayıda otobüse binebiliyorsunuz.
(Bu sırada Dubrovnik’in para birim Kuna. 1 Euro’da 7 Kuna’ya denk geliyor. )

Eğer iyi bir otelde kalmak ve otelin imkanlarından faydalanmak istiyorsanız Türkiye’den gelen turların konaklama yaptığı Rixos Libertas Dubrovnik veya Radisson Blu Resort otelinde kalabilirsiniz. Bu otellerde her tür konforu bulacaksınız ancak bu oteller Old City bölgesine çok yakın değiller. Radisson’un şehir merkezine özel ring seferi yapan otobüsleri olduğunu gördüm. Bunun dışında favori otelim Old City’nin hemen dışındaki Hilton Imperial Dubrovnik. :)

Old City bölgesinde birçok tarihi binayı görme şansınız olduğunu söylemiştim. Bu noktada önerim önce genel bir tur yapıp aralarından seçeceklerinizi ziyaret etmeniz yönünde. Old City çok fazla büyük olmadığından tüm tarihi yerleri tek seferde görebilirsiniz. Benim önerilerim hemen girişte yer alan Napolili mimar Onofrio Della Cava tarafından yapılmış Onofrio Çeşmesi, Stradun’un hemen sonunda yer alan saat kulesi Luza, yine İtalyan mimari izlerini görebileceğiniz Sponza Palace ve Rector’s Palace. Old City’nin hemen girişindeki Avrupa’nın en eski eczanesinin önünde resim çektirebilirsiniz.

Bu sırada ilginç bir not. 1463 yılında Osmanlılar Dubrovnik’i kuşatmış. O zamanlar Dubrovnik aynı Venedik gibi bir şehir devleti. Şehir meclisi Osmanlılara “Güçlünün zayıfa saldırması adil değildir. Biz size her sene şehrimizi korumanız için para veriyoruz ama siz bizi kuşatıyorsunuz.” diyerek mesaj göndermiş. Bunun üzerine kuşatma kaldırılmış. Buna karşılık Sponza Palace’ın hemen üstüne Osmanlı kavuğunu andıran figürler yapılmış ve şehre davet edilen Osmanlı Heyeti’ne gösterilmiş. Bu sembolleri halen görebilirsiniz. Hani her yerde bir Türk veya Türk iziyle karşılaşırsınız derler ya gerçekten çok doğru :)

Yaz aylarında şehir gerçekten sıcak oluyor ancak İstanbul’daki gibi aşırı bir nem hissetmiyorsunuz. Tarihe biraz daha meraklıysanız şehir surlarına da çıkmanızı önerebilirim. Biz sıcaklarında etkisiyle bunu yapmadık, yapacak olanların akşamüstü yapması daha iyi olabilir. Surlara saat 19.00’a kadar çıkabiliyorsunuz.

Dubrovnik’e gitmişken hemen çok yakınındaki Lokrum Adası’na da gittik. Lokrum’un etrafı kayalıklarla çevrili ve buralardan denize giriyorsunuz. Biz adada önce deniz sularının oluşturduğu Dead Sea isimli göle gittik. Burada yüzmek gerçekten çok keyifliydi. Hemen arkasından buraya çok yakın bir bölgeden denize girdik. Dead Sea’nin hemen yakınında palmiye ağaçlarının ve çimenlerin üstünde şezlonglar var. Burada dinlenip sadece 50 m. yakınından denize rahatlıkla girebilirsiniz. Adada her yerde tavus kuşları geziyor, bir anda kendinizi farklı bir ortamda hissediyorsunuz :) Yalnız adada yemek yiyebileceğiniz 2 yer var. Bir tanesi iskeleye çok yakın olan bir cafe diğeri ise servis kalitesi inanılmaz kötü olan bir restoran. Bu yüzden karnınızı doyurarak gitmeniz daha iyi olur. Lokrum’da tüm gün geçirmek yerine sabah erken bir saatte gidip öğleden sonra geri dönerseniz zamanı iyi değerlendirmiş olursunuz. Bu süre içerisinde acıkacağınız için bizim yaptığımız gibi Kamenice’ye giderek sıra beklemeden rahatlıkla yemek yiyebilirsiniz. :)

Malum önümüzde Şeker Bayramı ve 29 Ekim tatilleri var. Vizesiz olarak kısa bir uçak yolculuğuyla Dubrovnik’e giderek farklı bir ülke ve şehir görmüş olabilirsiniz. Şehir çok fazla büyük olmadığı için 4 gece 5 gün bir konaklama fazlasıyla yeterli olacaktır.

Balkan maceramızın Hırvatistan bölümü burada bitmiyor. Takip eden yazılarımda Hvar ve Zagrep yorumlarımı ve komşu ülke Karadağ’ı anlatacağım.

Herkese iyi tatiller :)

Balkan Macerası – Dubrovnik 1.Bölüm

0

Posted on : 30-08-2010 | By : Çağdaş | In : Geziler & Keşifler

Balkan maceramızda bir sonraki durağımız Lord Byron’un “Adriyatik’in incisi” diye nitelendirdiği Dubrovnik.

Özellikle Hırvatistan’ın muhteşem sahillerinden geçerek şehre geldiğimizde inanılmaz bir hayranlığa kapıldık ve işte o zaman bu şehirde çok güzel günler yaşayacağımızı anladık.

Ve işte karşınızda hareketli yaşamı, sade ve doğal güzelliğiyle Dubrovnik

Dubrovnik hakkındaki genel izlenimler

Bence Dubrovnik bir miktar Fransa’nın meşhur Cote d’Azur sahillerini ve bir miktarda İtalyan tarzını anımsatıyor. Sanki bu ikisini harmanlanmış ve Dubrovnik’te hayat bulmuş gibi. İtalya’ya yakın olması ve tarih boyunca Venediklilerle olan mücadelelerini düşülünce İtalyan tarzından etkilenmemesi zaten beklenemezdi.

Dubrovnik tam anlamıyla Avrupai bir şehir. Özellikle Old City (Eski Şehir) olarak adlandırılan bölümünde ise tarihi tüm canlılığıyla yaşayabiliyorsunuz. Burayı gezerken kendimi Venedik sokaklarında geziyor gibi hissettim. Tarihi binalar, taş yollar ve dar sokaklar…Burada olduğumuz süre boyunca Dubrovnik’te festival vardı ve Old City içerisindeki her meydanda ağırlıklı klasik ve caz müzik dinleyebiliyorduk. Bir yanda tarih, bir yanda ise güzel bir müzik gezerken bize eşlik eden keyifli bir ikiliydi.

Tarih dışında Dubrovnik’in gerek etrafındaki koylar gerekse adalarında yeşillikler arasından kendinizi Adriyatik’in soğuk sularına bırakabiliyorsunuz. Genel olarak düşününce Dubrovnik her amaca yönelik bir şeyler sunan bir şehir.

Dubrovnik’te neler yaptık?

Biz Dubrovnik’te toplam 4 gün kaldık. İlk geldiğimiz gün akşam saatlerinde şehre vardığımız için otele yerleşme sonrası Old City bölgesini keşfettik. Bir gün günübirlik olarak Karadağ’a geçtik, o bölümü ayrıca sizlerle paylaşacağım. Kalan 2 günümüzü ise sabahları deniz ve akşamları yine şehir merkezinde keşiflere ayırdık. Kaldığımız otel şehir merkezine otobüsle hemen 10 dakika mesafedeki Lapad’daydı. Zaten bu bölgede yan yana sıralanmış çok sayıda otel var. Şehir merkezinde ciddi anlamda araç park sorunu olduğu için her 40 dakikada kalkan otobüslerle merkeze iniyorduk.

Dubrovnik şehir merkezindeki plajlar genelde girişleri biraz daha pahalı ve en önemlisi kalabalık olan plajlar. Bu yüzden bir gün otelimizin hemen önündeki Uvala Lapad koyundan denize girdik. Diğer gün ise Old City’den sürekli kalkan feribotlarla 30 dakikada ulaşabileceğiniz Lokrum Adası’na gittik. Bu noktada önemli bir bilgilendirme yapmam lazım. Hırvatistan’da bildiğimiz anlamda kum plaj yok. Plajlar ve deniz genelde taşlık olduğu için hazırlıklı gitmenizde fayda var.

Dubrovnik’e gideceklere tavsiyelerim

Her sene Bodrum veya Antalya’ya gitmekten sıkıldıysanız yaklaşık 2 saatlik bir uçak yolculuğuyla hem de vize almakla uğraşmadan Dubrovnik’e gitmenizi şiddetle öneriyorum.

Dubrovnik Old City bölgesi çok büyük bir bölge değil. Abartısız olarak 2-3 saatte tüm sokaklarını gezebilirsiniz. Bu bölgedeki ana cadde Stradun üzerinde hediyelik eşya dükkanları ve mağazalar varken buranın hemen paralel sokaklarında çok güzel restoran ve cafeler bulabilirsiniz. Bu noktada 2 tane restoran önerim var:

Pizzeria Mea Culpa – Dubrovnik’te İtalyan usulü çok güzel pizza yeme şansınız var. Servis kalitesiyle Mea Culpa bu anlamda kesinlikle önerebileceğim bir yer. Old City girişindeki Onofrio Çeşmesinin yanından sağa sapıp bir paralel sokağa girdiğinizde burayı bulacaksınız. Güzel bir Rose şarap yanında pizza yiyerek keyifli bir akşam geçirebilirsiniz. :)

Kamenice – Deniz mahsulü yemekten hoşlanıyorsanız Bunic Square’de yer alan Kamenice’ye mutlaka uğrayın. Akşam saatlerinde ciddi anlamda sıra beklendiği için biz akşamüstü buraya gitmiştik. Özellikle hamsiye benzeyen Baby Fish ile Black Rissotto yemenizi öneririm.

Bunun dışında esasında gitmek istediğimiz ancak gidemediğimiz bir restoranı daha önermek istiyorum. Old City surlarının hemen üstünde oturmak, keyifli bir yemek yemek arkasında aynı mekanın Lounge bölümünde müzik dinlemek, “Şu dünyaya bir kere geldik, para önemli değil” diyerek vakit geçirmek istiyorsunuz Gil’s‘e mutlaka gidin derim. :)

Yemeklerden bahsetmişken Dubrovnik’in meşhur dondurmasına değinmeden olmaz. Dubrovnik’te dondurma istediğinizde abartısız kocaman bir külah dondurma alıyorsunuz. Çok farklı çeşitler olduğu için her yemek sonrası farklı kombinasyonlarla dondurma yiyebilirsiniz. Muhtemelen süt tozu yerine taze süt kullanıldığı için dondurmaları gerçekten çok lezzetli.

Dubrovnik ile ilgili tavsiye edebileceğim o kadar çok şey var ki…Gerisini de diğer yazıya saklayayım. :)

Balkan Macerası – Mostar

0

Posted on : 25-08-2010 | By : Çağdaş | In : Geziler & Keşifler

Saraybosna’dan başlayan gezimizin bir sonraki durağı yaklaşık 2.5 saatlik bir yolculuk sonunda ulaştığımız Mostar’dı.

Şehre geldikten sonra öncelikle tek gece konaklayacağımız, aynı zamanda müze olan Müslibegoviç Otel’e yerleştik. Otele yerleştikten sonra hemen yürüyüş mesafesindeki Mostar Köprüsü’ne doğru gitmeye ve şehri keşfetmeye başladık.

Mostar hakkındaki genel izlenimler

Mostar Köprüsü’ne doğru giderken binaların bazılarında Saraybosna’da olduğu gibi kurşun izleri vardı. Bir dönem Boşnak, Hırvat ve Sırplar bu şehirde bir arada yaşıyorlarmış. Savaştan sonra Sırplar bölgeyi terk etmiş. Şu anda Mostar Köprüsü’nün bir tarafında Boşnaklar, diğer tarafında ise Hırvatlar yaşıyor.

Şehrin dingin havası Mostar Köprüsü’ne gelmenizle beraber yerini hareketliliğe bırakıyor. Özellikle Mostar Köprüsü -yerel adıyla Stari Most- gece görüntüsüyle kesinlikle büyüleyici bir etkiye sahip. Bilinenin aksine bu köprü, Mimar Sinan tarafından değil kendi öğrencisi Mimar Hayreddin tarafından yapılmış. Her ne kadar savaş sırasında önce Sırplar sonra da Hırvatlar tarafından bombalanmış olsa da Türkiye’nin de katkılarıyla yeniden restore edilmiş ve şehrin halklarını sembolik anlamda yeniden bir araya getirmiş. Köprünün her iki yanı restoran, hediyelik eşya dükkanları, barlar ile dolu. Biz akşam Mostar’a varmıştık ve bu bölgede adım atacak yer yoktu desem abartmış olmam.

Mostar’da neler yaptık?

Neretva Nehri’nin iki yakasını birleştiren Mostar Köprüsü’nü hem gece hem de gündüz gördük ve bol bol resmini çektik. Özellikle köprünün yer aldığı Stari Grad bölgesi, taştan yollarıyla adeta bir film stüdyosundan çıkmış gibi. Buralarda Mostar’ı hatırlatacak çok güzel hediyelik eşyalar bulabilirsiniz.

Akşam yemeğimizi otel sahibinin tavsiyesi üzerine Şadırvan Restoran’da yedik. Benim gibi yemek yemeyi seven biri için yemekler gerçekten çok lezzetliydi. Özellikle dolmaya bayıldım. Normalde dolma yemesem aklıma gelmez ama Boşnak dolmaları kesinlikle harikaydı. Yemek sonrası kahve sunumu ise yemek deneyimimizi renklendirdi.


Mostar’a gideceklere tavsiyelerim

Öncelikle Mostar’ı 1 gün içerisinde rahatlıkla gezebilirsiniz. Konaklama olarak kaldığımız Müslibegoviç Otel’i kesinlikle öneririm. Eski Türk filmlerinde gördüğümüz tarzda tarihi bir konaktan müzeye ve butik otele çevrilmiş bir bina. İçeriye girerken ayakkabılarınızı çıkartıyorsunuz ve tamamen geleneksel şekilde döşenmiş odalara geçiyorsunuz. 2. ve 3. katlarda çok geniş divanların olduğu bölümler var. Bu katlarda aynı zamanda Müslibegoviç ailesinin kullandığı ve ziyarete açık müze bölümlerini bulabilirsiniz. Otel personeli gerçekten çok ilgili ve tüm otelde kalanlara müzeyi gezdiriyorlar. (Not: Otel Expedia’nın Insiders’ Select 2010 listesinde de yer alıyor.) Özellikle çiftlere önerim 3.kattaki Pasha Suite’de kalmaları.

Otelle ilgili tek eleştirim kahvaltı servisiyle ilgili. Açıkçası ben bu tarz bir otelde daha geleneksel bir kahvaltı beklemiştim (mesela Boşnak böreği vs… olan) ama standart bir kahvaltı ikramı vardı. Her şeye rağmen Mostar Köprüsü’ne yakınlığı ve tarihi dokusuyla kalmanızı öneririm.

Mostar Köprüsü etrafında çok sayıda restoran göreceksiniz ancak biraz da Türk tadına yakın yemek isterseniz Şadırvan’ı önerebilirim. Bu noktada akşam gittiğimizde sırada beklediğimizi hatırlatayım. Eleştirel bir notum da Boşnakların servis mantığıyla ilgili. Biz toplamda 6 kişilik bir gruptuk. Sırada masa boşalmasını beklerken 6 kişilik başka bir masada yemek yiyen 2 kişinin kalkmasını bekledik. Bu sırada 2 kişilik başka masalar boştu. Bizi büyük masaya alıp diğer grubu küçük masaya kaydırmayı düşünmediler.

Bu sırada Koski Mehmet Bey Camii’ni özellikle fotoğraf çekmek isteyenler için öneririm. Köprüye çok yakın ve doğrudan karşıdan köprüyü görebiliyorsanız. Biz ayrıca Türk Evi’ne de gittik ancak dışarından bakıldığında kaldığımız otelden pek farklı gözükmüyordu o yüzden içine girmedik.

Mostar’dan sonra Dubrovnik’e giderken yol üzerinde 2 noktada durduk. Bir tanesi Buna nehri kıyısındaki Blagaj’dı. Buranın özelliği nehrin tam kenarında bir Mevlevi Tekkesi olması. Tekke, lokasyon olarak gerçekten ilginç bir yere yapılmış. Hemen yanında içine botla girebileceğiniz bir mağara var. Tekkeye inen yol üzerinde nehir kenarı boyunca alabalık restoranları bulacaksınız.

Buradan sonraki durağımız ise çok şirin bir Osmanlı Köyü olan Pocitelj’di. Daha köyün girişinde taze meyva ve kuruyemiş satan ve sizinle Türkçe konuşan kişileri görünce bir yandan şaşırıyor bir yandan da seviniyorsunuz. Burada ev yemekleri yapan bir restoranda kalan son 2 porsiyon Boşnak Böreği’ni yemiştik. Gezi boyunca tartışmasız yediğimiz en güzel börekti. Restoran sahibi her ne kadar İngilizce bilmese de kendisiyle bir şekilde anlaşabildik. Özellikle buradaki kaleye çıkarak manzarayı izlemenizi öneririm. Zaman kısıtım var ve Mostar’dan sonra sadece tek bir yere uğrayabiliyorum derseniz tercihiniz bence Pocitelj olsun.

Pocitelj’de yemeğimizi yedikten ve kaleye tırmandıktan sonra meyva ve kuruyemişlerimizi alarak yollara düştük. İstikametimiz ise Adriyatik’in incisi Dubrovnik’ti…

Balkan Macerası – Saraybosna

0

Posted on : 24-08-2010 | By : Çağdaş | In : Geziler & Keşifler

Bu sene yaz tatilimizi planlarken deniz, güneş ve kum üçgenine ek olarak işin içerisine biraz da yeni yerler keşfetmeyi katmak istedik.

“Nereye gitsek?” sorusunun cevabını düşünürken aklımıza Balkanlar geldi.

“Neden Balkanlar?” diye soracak olursanız;

*) Adriyatik’in yükselmekte olan yıldızı Hırvatistan’ı keşfetmek
*) Türk kültüründen izleri bulacağımız, yaşadığı savaşa rağmen gururlu bir şekilde ayakta duran Saraybosna’yı ve Mostar’ı görmek
*) Avrupa’nın henüz keşfedilmemiş ülkesi Karadağ’ın havasını solumak
*) Son olarak ta bu 3 ülke bizden vize istemiyorken bu fırsatı kaçırmamak :)

1 saat 50 dakikalık yolculuğun ardından uçağımızın Saraybosna Uluslararası Havalimanı’na inmesiyle beraber maceramıza başlamış olduk. Bu macerada bize eşlik edecek kiralık arabamızı teslim aldık ve şehir merkezine doğru yola çıktık.

Saraybosna hakkındaki genel izlenimler

Havaalanından şehir merkezine giderken Saraybosna’yı genel olarak gözlemleme şansım oldu. Havaalanının etrafı daha çok tek katlı evler ve 2-3 katlı apartmanlarla çevrili. Merkeze yaklaştıkça binaların çoğunun duvarlarında savaştan kalan mermi izlerini görüyorsunuz. Açık konuşayım bunları gördüğünüzde içinizde bir ürperti olmuyor değil. Düşünsenize Avrupa Tarihi’nin en uzun süre kuşatılmış şehri Saraybosna.

Ancak şehir merkezinde Avrupa havasını da gözlemliyorsunuz. İnsanlar sokak aralarındaki kafelerde oturuyor, en güzel kıyafetleriyle geziyor ve sosyalleşiyorlar. Birçok önemli olaya şahit olmuş bir şehrin toparlanma ve eski günlerine dönme gayretini burada daha iyi hissediyorsunuz.

Saraybosna’da neler yaptık?

Öncelikle karnımız aç olduğu için doğrudan Bascarsija (Başçarşı) bölgesine giderek meşhur Galatasaraylı Tarık Hodziç’in köftecisinde yemek yedik. :)

Arkasından Bascarsija’daki dükkanları ve Gazi Hüsrev Çarşısını dolaştık. Bascarsija, bizdeki Eminönü ve Üsküdar’ı bir parça anımsatıyor. Daha çok hediyelik eşya mağazaları var. Özellikle Gazi Hüsrev Çarşısı için Kapalıçarşı’nın minik bir modeli diyebilirim. Arkasından internetten okuduğumuz Tünel Müzesi’ni gezmek istedik. Ancak merkezdeki turizm ofisi dahil bu müzeyi bize tarif edebilen olmadı. Kuşatma esnasında bu tünel sayesinde şehrin temel ihtiyaçları karşılanabilmiş ama kimsenin haberi yok gibiydi.

Genel bir şehir gezisi sonrası ise Mostar’a doğru yola çıktık.

Saraybosna’ya gideceklere tavsiyelerim

Mutlaka Tarık Hodziç’in köftecisinde yemek yiyin. Hatta bizim gibi Galatasaray’lı olduğunuzu söylerseniz Tarık Hodziç ile çok keyifli sohbet imkanı yakalayabilirsiniz. :) Esasında daha çok akşam saatlerinde dükkanında oluyormuş ama bizim şansımıza öğlen oradaydı. Kendisini göremeseydik üzülürdüm.

Bosna Hersek’in para birimi Konvertable Mark (KM). 1 Euro ise yaklaşık 2 KM ediyor. Dükkanların çoğunda Euro kabul ediliyor ancak para üstünü Euro olarak alamıyorsunuz. Bu yüzden gitmeden yanınızda KM taşımanızı öneririm.

Biz Tünel Müzesi’ni bulup gezemedik. Sonradan araştırdığımızda bu müzenin resmi bir müze olmadığını ve bu yüzden çoğunluk tarafından bilinmediğini öğrendik. Mutlaka gitmeden yerini öğrenip görün derim.

1.Dünya Savaşı’nı başlatan Franz Ferdinand suikastı şehir merkezine yakın mesafedeki Latin Köprüsü’nde gerçekleşmiş. Biz bu köprüyü uzaktan gördük ama tarihe merakınız varsa üzerinde gezebilir ve hatıra amaçlı bir resim çektirebilirsiniz.

Şehir merkezindeki turları almanızı önermem. Bize savaş yıkıntılarını gösteren bir tura dair broşür verildi. Turu satın almak yerine arabayla söylenen yeri bulduk ama ortada hiç savaş yıkıntısı yoktu. Oradaki birkaç kişi yıkıntıların çoktan kalktığını söyledi. Bu yüzden internetten gideceğiniz yerleri araştırarak kendiniz keşfetseniz daha iyi olur.

Saraybosna 84 Kış Olimpiyatları’nın simgesi Vucko’nun olduğu bir hediyelik eşya mutlaka alın, güzel bir hatıra olacaktır. Bu organizasyon şehrin yaşadığı son büyük organizasyon olduğu için her yerde bununla ilgili bir şeyler bulabilirsiniz.

Biz şehirde kaldığımız 3 saatlik sürede önemli olabilecek yerleri gördük. Zamanı biraz daha geniş kullanmak isterseniz 1 günde de şehrin her yerini çok rahat gezebilirsiniz. Burada konaklamadığımız için otel önerisinde bulunamıyorum ama merkezde kalmanız ulaşım açısından da kolay olacaktır. Gelişmiş bir ulaşım ağı Saraybosna’da henüz yok.

Nerede kalmıştık?

0

Posted on : 22-08-2010 | By : Çağdaş | In : Havadan Sudan

Yaklaşık 9 gün süren ve her anıyla dolu dolu geçen tatil sonrası “Nerede kalmıştık?” diyerek paylaşımlarıma tekrar başlıyorum.

Beni izlemeye devam edin :)

Tatil arası…

0

Posted on : 13-08-2010 | By : Çağdaş | In : Geziler & Keşifler, Havadan Sudan

Ve beklenen an geldi, tatil başlıyor. :)

İnanın tatili çok özlemiştim ve açıkçası çocuksu bir heyecan içindeyim.

Deniz,kum, güneş ve en önemlisi yeni yerleri keşfedeceğimiz bir tatil olacak.

Dönüşte izlenimlerimi sizinle paylaşacağım.

22 Ağustos’a kadar küçük bir ara veriyorum, tatil sonrası görüşmek üzere :)

Mutlu Marka Deneyimi

2

Posted on : 10-08-2010 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

New York Times’da tüketicilerin mutluluğu bulmasını ve buna bağlı olarak para harcama eğilimlerinin değişmesini inceleyen güzel bir makale okudum. İlginç tespitler vardı.

Son dönemde yapılan bazı araştırmalara göre tüketiciler artık içinde deneyim olan ürünleri (Örn. Yemek dersi) sıradan ürünlere tercih ediyorlar.

Özellikle arkadaş çevreleriyle beraber yaşanılan deneyimler mutlaka insanların hatıralarına yerleşiyor. Hatıraların zaman geçtikçe anımsanması da tüketicilerin mutluluğunu arttırıyor. Sırf ilerde anımsanacak bir hatıraları olması için tüketiciler deneyim içeren ürünlere yöneliyor. İşte ekonomik kriz sonrası tüketicilerin satın alma davranışlarında gözlemlenen önemli eğilimlerden bir tanesi.

Bu yazıyı okuduktan sonra aklıma geçtiğimiz günlerde Grupanya üzerinden satın aldığımız çikolata kursu geldi. Daha önce benzer bir deneyim yaşamış arkadaşlarımızla beraber bu fırsatı satın aldık, hatta arkadaşlarımızdan bazıları sırf bu fırsat için Grupanya’ya üye oldu. Satın almamızın nihai amacı beraber yemek yapma deneyimiydi.

Groupon modeli siteler ilk açıldıklarında çeşitli restoranlarda indirimli menüler veya çeşitli mağazalarda – ağırlıkla kozmetik ürünler – fiyat indirimleri sunuyordu. Bu alanda ciddi anlamda firma yarışıyor. Yakın dönemde bu tarz deneyime yönelik fırsatları sunanların bir adım öne geçeceğini öngörmek çok zor değil.

Bu eğilim doğrultusunda markaların “Marka Deneyimi” konseptine de farklı bir gözle bakması anlamlı olacak. Kimse üzerine alınmasın ancak ürün gönderimi yaparak tüketicilere deneyimlerini yazdırmak veya konsept organizasyonlar düzenlemek artık sıradanlaşmaya başladı. Bu yaklaşımlarla tüketiciye anlık deneyimler yaşatılıyor ancak uzun vadede herhangi bir anımsanma olmuyor. İşin içine mutluluk unsurunu tetikleyecek birşeyler eklense markalar da tüketici zihinlerinde daha sağlam olarak yer almış olmaz mı?

Tüketicileri yakın çevreleriyle beraber ortak bir deneyim yaşatacak “Mutlu Marka Deneyimi” yaklaşımlarının çoğalması dileyelim.