Evliya Çelebi’nin izinde…

1

Posted on : 30-09-2010 | By : Çağdaş | In : Geziler & Keşifler

2011 yılı ünlü Türk gezgini Evliya Çelebi’nin 400.doğum yıldönümü.

Buradan hareketle UNESCO gelecek yılı “Evliya Çelebi Yılı” olarak ilan etti.

(NOT: Avrupa Konseyi de Evliya Çelebi’yi “21. Yüzyılda İnsanlığa Yön Veren En Önemli 20 Kişiden Biri” olarak ilan etmiş.)

Evliya Çelebi’nin gezdiği şehirlerde 2011 yılı için çeşitli aktivite hazırlıklarına şimdiden start verilmiş.

Aklıma şöyle bir soru geldi:

Böylesine bir fırsat sosyal medya ortamında da değerlendirilebilir mi?

Her ne kadar ETS çok benzerini yapmış olsa da seyahat ve gezi yazıları yazmaya istekli kişiler arasında düzenlenecek bir yarışmayla seçilecek kişi / kişiler Evliya Çelebi’nin gezdiği yerlere giderek buradaki izlenimlerini paylaşabilir. Bir anlamda Seyahatname, 2011 yılında güncellenmiş olur.

Bunun dışında “Evliya Çelebi’nin izinde” konsepti içerisinde gezi programları da yapılabilir.

Turizm şirketleri açısından bu konsepte uygun paket turlar tahminimce yapılacaktır. Esasında daha çok kişinin seyahate çıkmasını teşvik etmek amacıyla yıl boyunca özel indirim fırsatları sunulabilir. Yabancı turiste uygun fiyat sunup kendi vatandaşına yüksek fiyattan oda veren işletmeler de böylece – bir yıllığına olsa da – insafa gelir.

Kendi adıma bende 2011 yılını “Seyahat” yılı ilan etmek istiyorum. Görmeyi istediğim bazı destinasyonlar var. Mesela yurtiçinde Kapadokya-Nevşehir, Ayder Yaylası, Safranbolu ve Hatay listemin üst sırasındalar. Yurtdışında ise Singapur, Hong Kong, Cape Town, Sydney var. Bu vesileyle seyahatlerimin titanyum sponsoru sevgili babam Bülent Önen’in de kulaklarını çınlatmış olayım. :)

Şaka bir yana 2011 Evliya Çelebi yılı umarım adına yakışır aktivitelerle kutlanır ve ülkemizin tanıtımına olumlu katkıları olur.

Sizce bu yıla özel daha başka neler yapılabilir?

Kazara Milyarder olmak!

0

Posted on : 26-09-2010 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

Ben Mezrich ile tanışmam 21’i izlememle başladı. HarvardLas Vegas ve Bol Para üçgeninde kurulmuş son derece akıcı bir hikayesi vardı. Başarılı filmlerden biridir.

Daha sonra Rigged isimli kitabını okudum. Bu kitapta Mezrich’in iyi kitaplarındandır. Bu sefer Harvard Business SchoolNew York Emtia Borsası (NYMEX) ve Dubai (Petrol) üçgeninde gerçek olaylara dayanan olaylar zincirinde kendinizi bulursunuz.

Bu bakış açısıyla Facebook ve Ben Mezrich isimleri bir araya gelince Kazara Milyarder (Accidental Billionaire) kitabını okumak kaçınılmaz oldu.

Kitap temel olarak Facebook’un kuruluş hikayesini anlatıyor. Hikaye tadında yazılmasına rağmen o döneme şahit olmuş kişilerin katkılarıyla böylesine büyük bir iş fikrinin nasıl kurulduğuna dair önemli ipuçları elde ediyorsunuz.

İşin içinde yine Harvard olunca insan ister istemez “Bu sefer ne tarz entrikalar ve ego oyunları göreceğiz?” diye kendine sormadan edemiyor. Sanırım bu kadar zeki insanı bir araya getirince uslu uslu durmalarını beklemek hata :)

Bu kitabı okuduktan sonra, söylenenlerin aksine, Mark Zuckerberg’in aslında çocuk olmadığını ve hırsları doğrultusunda ilerleyen biri olduğunu görüyorsunuz. Koyduğu hedefe, yakın arkadaşlarını harcamak pahasına da olsa ilerliyor. Sinsi bir kararlılığı var. Machiavelli (Makyavel)’in kulakları çınlasın :)

Başta da söylediğim gibi o döneme şahit kişilerin katkıları olduğu için olayları gerçek olarak nitelendirirsek girişimciler şu 2 önemli dersi çıkarmalı:

ORTAĞINIZI İYİ SEÇMEK: Mark Zuckerberg ve Eduardo Saverin iyi arkadaştılar. Ancak Zuckerberg’in hırsı Eduardo’yu büyük ortaklıktan atarken, uzun süren davalar sonucunda Eduardo şu anda şirketin %5’ine ortak durumda ve ismi kurucular listesinde geçiyor. Para kazanacağım dediğiniz bir işte beraber yola çıkacağınız kişinin sadece profesyonel yetkinliklere değil karakter özelliklerine de dikkat etmek gerekiyor.

“SÖZ UÇAR YAZI KALIR.” İLKESİNİ AKLINDAN ÇIKARMAMAK: Ciddi potansiyel olan bir iş fikrine yatırım yapacaksanız en baştan tüm şartlarda anlaşıp karşılıklı olarak imzalamak kritik öneme sahip. Verilen sözler tutulmazsa yasal anlamda kendinizi garantiye almış olursunuz.

Önceki kitaplarına göre daha sade olan ve çok hızlı bir şekilde okunabilecek bir kitap olmasına rağmen satın alıp okumak yerine yakında vizyona girecek “The Social Network” filmini izlemeniz bence daha iyi olur. Aşağıda filmin fragmanını izleyebilirsiniz.

ÖNEMLİ NOT: Etkili iş fikrine sahip olup bu yazıdaki derslere önem veren ve sonunda Kazara Milyarder olanlar sitenin sahibi Çağdaş Önen’e %5 pay vermeyi peşinen kabul etmiş olurlar. İşbu madde yazıyı okuyan herkes tarafından imza edilmiş sayılmaktadır. :)

Turizmde Kısır Döngüler

0

Posted on : 20-09-2010 | By : Çağdaş | In : Geziler & Keşifler, Havadan Sudan

Esasında bu yazıyı yazmama CNN Türk – 5N1K programında Allianoi ile ilgili tartışma sebep oldu.

Allianoi hakkındaki son dönemdeki tartışmaları takip ediyorsunuzdur. İ.Ö 2.yüzyılda sağlık tanrısı Asklepios’a adanmış ve Roma döneminde şifa arayan insanlar için bir sağlık merkezi Allianoi. Ancak yapılmakta olan baraj gövdesi ve çevre bağlantılarını sağlayacak yol yapımıyla beraber bu önemli merkez sular altında kalacak.

Ukalalık yapmak istemem ama kendimce iyi bir gezginimdir. Kuzey Amerika ve Avrupa kıtasında çok sayıda ülkeyi gezme şansım oldu ve bu ülkelerde tarihe verilen önemin ne kadar fazla olduğunu bizzat gözlemledim. Avrupa şehirleri tarih açısından çok zengindir ve tarihi yapılar büyük bir özenle korunur. Kuzey Amerika ülkelerinde ise tarihi yapı neredeyse yoktur, ellerinde olan az sayıda eseri de inanılmaz şekilde pazarlarlar. Emin olun ülkemizde bu ülkelerdekinden daha fazla tarih var. Nedense tarihi bir türlü sevemiyoruz, tarihi eserleri korumak bir yana yok etmek konusunda çaba sarf ediyoruz.

Tarihe meraklı ve bu uğurda para harcamaktan çekinmeyen turist kitlesine rağmen Türkiye’yi halen dansöz, kebap ve havuz başı animasyon çerçevesinde tanıtıyoruz. Bunun üzerine kendi vatandaşlarına turistlerden daha pahalı oda satan turizm anlayışını ekleyince garip bir kısır döngü içerisine giriyoruz. Sonra da gelen turistlerin ülke ekonomisine yeterince katkı yapmadıklarından dem vuruyoruz.

2 noktada sorunumuz var:

- Senelerdir ultra her şey dahil ve ucuz tatil konumlandırmasıyla turizmden gelir sağladık. Ancak bu gelir modeli ömrünü tamamladı. Gelen turistler şehre bile inmez oldu. Senelerin getirdiği alışkanlıkla bu modelden vazgeçemiyoruz.

- Tarih bilincimiz çok zayıf. Uzaklara gitmeyelim İstanbul’da bile inanılmaz sayıda tarihi eser var, hatta metro inşaatı kazısında Bizans dönemine ait en eski limanlardan birinin kalıntıları bulundu. National Geographic inanın bu konuyu bizden daha fazla işledi. Bu noktada tarih bilincimizin zayıf olmasını eğitim sistemimizdeki ezberciliğe bağlıyorum. Tarihi sevdirerek anlatmadığımız için bu konulara ilgi duymuyoruz.

Ülkemizin artık daha sofistike ve tarihi zenginliğe dayalı bir konumlandırmayla tanıtılmasını hayal ediyorum. Christian Jacq‘nün yazdığı kitaplara Mısır’a sağladığı katkıyı düşününce bizim de farklı bakış açılarını yakalamamız lazım. Turizm açısından önemli rakiplerimizden Yunanistan ekonomik krizle uğraşırken doğru bir konumlandırmayla çok daha kaliteli bir turist kitlesini çekebiliriz. Tabi Allianoi gibi değerlerimizi kaybetmeyerek…

Zappos – Mutlu Şirket Kültürü

0

Posted on : 12-09-2010 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

Tatilleri çok severim. Yeni yerler keşfetmek ve farklı bakış açıları kazanabilmek adına faydalı olurlar.

Son bayram tatilinde de uzun süredir elime geçmesini beklediğim Zappos’un CEO’su Tony Hsieh’in “Delivering Happiness” isimli kitabını okuma şansım oldu.

Her kitap, okuduğu kişide farklı duygular veya fikirler uyandırır. Bu yüzden her olayı ve detayı anlatmaktansa bende uyandırdıklarını paylaşmak daha doğru olacak diye düşünüyorum.

Öncelikle “Delivering Happiness” günlük konuşma diliyle yazılmış, okunması gerçekten çok rahat bir kitap. Klasik iş dünyası kitaplarından farklı olarak Tony Hsieh’in hayatından anekdotları ve bunların iş dünyasıyla olan bağlantılarını okuyorsunuz. Geçtiğimiz dönemde Amazon tarafından 1.2 milyar dolarlık bir değer karşılığında satın alınan Zappos’un başarısının arkasındaki temel öğe olan şirket kültürünü çalışanların da yorumlarıyla çok iyi bir şekilde gözlemliyorsunuz.

Peki bence bu kitaptaki önemli noktalar neler?

KENDİ DÜNYANI OLUŞTURMAK ve ONA İNANMAK: Gerek sosyal gerekse iş anlamında, ortak bir amaç uğrunda toplanmış ve en önemlisi birbirleriyle olmaktan keyif alan insanlardan kendine özgü bir dünya yaratabilirseniz başarılı olmak adına çok önemli bir adım atmış oluyorsunuz.

(NOT: Bu noktada örneğin Facebook’ta kurulan, çok sayıda üyesi olan ama hiçbir fonksiyonu olmayan kuru kalabalık gruplardan bahsetmiyoruz.Gerçekten değişim yaratabilen grupları anlatıyoruz.)

İşte böylesine bir dünya oluşturmanın temel çıkış noktası da DENEYİM’e dayanıyor. İlk aşamada az sayıda olan ancak ortak bir deneyim doğrultusunda bir araya gelmiş bir topluluk tahmin ettiğinizden de daha çok sayıya çıkabiliyor ve siz bu deneyim doğrultusunda kendi dünyanızı kurmuş oluyorsunuz. (Bkz. Starbucks örneği)

Bu dünyayı oluşturmakla iş esasında bitmiyor. Sizin de bu dünyaya sonuna kadar inanmanız gerekiyor. Bence Tony Hsieh’in de şirketiyle ilgili kritik karar aşamalarında kolay yerine daha zor kararları verebilmesi ve risk alabilmesinin sebebi kurduğu dünyanın – bu noktada Zappos çalışanları oluyor – mutlaka fark yaratabileceğine olan inancı yatıyor. Zaten sonunda olayların gidişatı da kendisini haklı çıkarıyor.

ŞİRKET KÜLTÜRÜ OLUŞTURMAK: Zappos inanılmaz bir şirket kültürüne sahip. Çalışanların geri bildirimleriyle oluşturulan şirket değerleri doğrultusunda kültüre yön verilmiş. Belirlenen bu değerler duvarlara asılmaktan ibaret kalmamış, Zappos Culture Book ismiyle çalışanlara dağıtılmış.

Bu kültür herkes tarafından o kadar benimsenmiş ki Zappos çalışanları şirket kültürü üzerine 2 günlük seminer programları yapıyor ve isteyen herkese şirket kültürü kitaplarını gönderip oluşturdukları kültürü paylaşıyorlar. Bende internet sitesi aracılığıyla kitabı talep ettim. Yaklaşık 4-5 hafta içinde geleceği söyleniyor. Geldikten sonra yorumlarımı paylaşacağım.

Şirket kültürü, özellikle yeni kurulan şirketler için çok önemli. Bu kültür sizin iş yapış tarzınızı belirliyor ve uzun vadeli rotanızda size kılavuzluk ediyor. Bence şirket kültürü konusunda hamuru ilk açan şirketin lideri, hamura şekil veren ise çalışanlar oluyor. Bu harmonide bir bozukluk olursa elinizde lezzetli bir yemek olmadığından bir köşede kendi halinde kalıyor. Aynı çerçeveyle duvara asılan değerler tabloları gibi…

Zappos’un maddi açıdan nakit akışına ihtiyaç duyduğu dönemlerde bile şirket kültürüne yatırım yapması, uzun vadede Zappos markasının nasıl buralara geldiği konusunda iyi bir ipucu veriyor. Tony Hsieh’in bahsettiği gibi şirketin marka değeri ve kültürü bir paranın iki yüzü gibi ve ikisi birbirlerini tamamlıyor.

Aklıma şöyle bir soru geldi: Özellikle maddi yatırımların geri dönüşlerin çok kısa sürede geri alınmasının beklendiği bir dönemde, çok uzun sürede geri dönüşü alınacak şirket kültürüne yatırım yapar mıydınız? Objektif düşünmeye çalışırsam kolay bir karar olmazdı.

Bu sırada şirket kültüründen bahsederken bir heves alıp henüz okumadığım Jesper Kunde’nin “Şirket Dini” kitabını da en hızlı şekilde okumaya karar verdim.

POZİTİF (MUTLU) OLMAK: İnsan mutlu olunca ve çevresindekileri de mutlu ettiğinde olayların gidişi de olumlu yönde olmuyor mu? Çok karamsar bir yönetici düşünün, her sabah işe geldiğinde “Bugün çok işimiz var, nasıl yetiştireceğiz?” diye güne başlıyor. Bu negatif enerji muhtemelen gün içerisindeki tüm işlerine etki ediyor, olmadık krizlerle uğraşıyordur. Siz mutlu olursanız, pozitif düşünürseniz ekibinizde pozitif olacaktır. Bu yoğun enerji önünüze çıkabilecek muhtemel kriz ortamlarında size destek olacaktır. Kolay olmadığını kabul ediyorum ama denemeye değer.

(NOT: Tony Hsieh’in kitabını bile okurken pozitifliğini hissediyorsunuz. Durum böyleyse Zappos çalışanlarındaki motivasyonu düşünemiyorum :) )

Özellikle rahat bir kitap okuyayım ve kendimi mutlu hissedeyim, işim konusunda pozitif duygulara kapılayım isterseniz bu kitap doğru bir seçim olabilir :)

Kitabı okuyacak vaktim yok diyenler buradan Tony Hsieh’in 1 saat 20 dakikalık videosunu izleyebilirler.

Mutlu şirket kültürü yaratabilmeniz dileklerimle :)

Balkan Macerası – Hvar

2

Posted on : 06-09-2010 | By : Çağdaş | In : Geziler & Keşifler

Balkan maceramızda sondan bir önceki durağımız Split’ten feribotla geçtiğimiz Avrupa’nın en gözde adalarından biri olan Hvar.

Hvar hakkındaki genel izlenimler

Hvar’ı birkaç özelliğiyle anlatacak olursam kesinlikle muhteşem denizi, çam ormanları ve etrafınızdan eksik olmayan lavanta kokuları diyebilirim.

Genelde “Avrupa’nın en gözde adası neresidir?” konusu açıldığında çoğunluk Mykonos, Mallorca, Capri adalarını söyleyecektir. Bu adaların pazarlaması daha iyi yapıldığı için birçok kişinin gezi listesinde de bir tanesini mutlaka bulabilirsiniz.

Açıkçası Balkan Maceramızı planlamadan önce bende Hvar’ı hiç duymamıştım. Internetten bazı yorumları okuyunca “Acaba abartılıyor mu?” diye de düşünmeden edemedim. Ama Hvar’ı gördükten sonra kararım tamamen değişti.

Popüler tatil merkezlerinden biraz daha farklı alternatif arayanlar için Hvar Adası gerçekten ideal seçim olabilir. Conde Nast Traveller dergisinin 2009 yılı Okuyucu Seçimlerinde (Readers’ Choice) Avrupa’nın en iyi adaları kategorisinde 6.sırada yer alması da bunu doğruluyor.

(P.S: Aynı kategoride Bozcaada’nın 2.sırada yer alması da ülkemiz açısından önemli.)

Gündüzleri denizin tadını çıkarabileceğiniz, geceleri ise hareketli yaşantısına kendinizi kaptırabileceğiniz güzel bir Dalmaçya adası Hvar…

Hvar’da neler yaptık?

2 gece kaldığımız Hvar’da gündüzleri tamamen deniz keyfine ayırdık. Otelimiz Hvar’ın merkezine yürüyüş mesafesindeydi. Ama biz merkezin hemen sağ tarafında yer alan koydan denize girdik.

Gündüzleri deniz keyfi sonrası akşamları Hvar’a indik. Burada marina dışında çok güzel barlar ve restoranlar mevcut. Hırvatistan’ın diğer şehirlerindeki gibi arnavut kaldırımlı yolları, dar sokaklarıyla Akdeniz havasını burada da hissediyorsunuz. Özellikle gençlerin yoğun olması Hvar’ı tam anlamıyla bir parti adası yapıyor diyebilirim. :)

Hvar’da hareketlilik tamamen bu bölgede toplanmış durumda. Ancak gündüz saatlerinde motorsiklet kiralayarak lavanta kokuları eşliğinde adanın diğer bölümünde yer alan köyleri gezebilir, farklı koylardan denize girebilirsiniz.

Motorsiklet kiralamayı tercih etmezseniz marinada yer alan gezi tekneleri günübirlik turlarla sizleri adanın diğer bölümlerine ve adanın hemen yakınında yer alan diğer küçük adacıklara götürüyor.

Tarihi yerler görmek isterseniz adanın hemen kuzeyinde yer alan ve Split’ten gelen feribotların yanaştığı Stari Grad’a gidebilirsiniz. Antik çağlarda Adriyatik bölgesindeki ilk yerleşimlerin buraya yapıldığı keşfedilmiş. Aynı şekilde Hvar’da kaleye çıkarak şehir manzarasına karşı şarap içebilirsiniz. Anlayacağınız Hvar’da her zevke yönelik bir şeyler var.

Hvar’a gideceklere tavsiyelerim

Hvar Adası üzerinde 4 tane bölge var. Hvar, Stari Grad, Jelsa ve Sucuraj.

Adaya Split’ten kalkan feribotlarla 1 saat 45 dakikalık yolculuk sonrası ulaşabiliyorsunuz. Ancak bu feribotlar kuzeydeki Stari Grad’a yanaşıyor. Buradan Hvar’a (merkeze) yaklaşık 20 dakika süren bir araba yolculuğuyla ulaşabiliyorsunuz. Bunun yerine Split’ten kalkan katamaran ile doğrudan Hvar’a ulaşabilirsiniz ki bu daha mantıklı bir seçim olur. Katamaran yolculuğu 1 saat 30 dakika sürüyor ancak biletleri önceden almanız gerekli, talep fazla.

Adaya iner inmez sizleri pansiyon sahipleri karşılıyor ve pansiyonlarının resimlerini göstererek müşteri çekmeye çalışıyorlar. Birçok pansiyon marinaya yürüyüş mesafesinde bulunuyor. Ücretleri ise gayet uygun ve eğer grup halinde gelecekseniz daha da indirim alma şansınız var.

Ancak böylesine bir adaya geliyorsanız kesinlikle bütçeyi düşünmeden iyi bir otelde kalın. Bu noktada 2 önerim var. Bir tanesi hemen marinada yer alan Hotel Adriana, diğeri ise 5-10 dakika yürüyüş mesafesinde yer alan Amfora Hotel. Bütçe tuzlu olabilir ama insan bazen kendini şımartmak istiyor. :)

Biz adanın diğer bölgelerini gezemedik. Özellikle Stari Grad’ın yakınındaki Maslinica Koyu için Adriyatik’in en iyi koyları arasında olduğu söyleniyor. Buraya gitmenizi öneririm.

Adanın birçok yerinde lavanta yetiştiriliyor. Hediyelik eşya olarak küçük lavanta keselerini düşünebilirsiniz. Bu sırada “Her yerde bir Türk’le karşılaşırsınız.” sözünün doğruluğunu Hvar’da da yaşadık. Merkezde turist olarak gelen Türklere ek olarak Pizzeria’ex Rocco’ Buffet isimli restorana giderseniz Makedonyalı Şadan Ağabey ile İstanbul anıları üzerine konuşabilirsiniz. :)

Yazımın başında belirttiğim gibi standartların dışında farklı bir alternatif arayanlar ve Dubrovnik’ten başlayarak Dalmaçya sahillerini gezenler Split’e kadar gelmişken Hvar’a da mutlaka uğramalılar. Bu sırada Split’e gelirken yol üzerinde Ston ve Makarska’yı da mola yerleri olarak listenize ekleyebilirsiniz.

Balkan Macerası – Karadağ

1

Posted on : 01-09-2010 | By : Çağdaş | In : Geziler & Keşifler

Balkan maceramızda bir sonraki durağımız, Dubrovnik’ten yaklaşık 1.5 saatlik bir araba yolculuğuyla ulaştığımız komşu ülke Karadağ (Montenegro)

Karadağ hakkındaki genel izlenimler

Karadağ, Avrupa’nın genç ülkelerinden. Sırbistan Karadağ olarak esnek bir federasyon yapısı içindeyken 2006 yılında referandumla Sırbistan’dan ayrılarak bağımsız bir ülke haline geldi. Hırvatistan’a benzer şekilde tarihi şehirlerin doğal güzelliklerle birleştiği bir ülke. Tek farkı henüz yeterince keşfedilmemiş olması. Bu noktada özellikle tarihi şehirlerin adeta bir film setini andırdığını söylemem lazım.

Karadağ’da neler yaptık?

Karadağ’da Kotor körfezi üzerinden geçerek ilk durağımız olan Budva’ya vardık. Budva için Karadağ’ın Bodrum’u desem abartmış olmam.

Budva, 2500 yıllık geçmişiyle bölgenin en eski yerleşimlerinden biri. Çok kısa bir süre Osmanlı hakimiyeti altındayken daha sonra Venedik ile yapılan anlaşmaya göre kendilerine bırakılmış. Dubrovnik’e benzer şekilde merkezde Stari Grad denilen tarihi surlar içerisindeki yer alan bir bölge var.

Stari Grad dar sokaklar ve taşlı yollardan oluşuyor. Sokaklar arasında tarihi kiliseler ve Budva Müzesini görebilirsiniz. Özellikle mimari doku hiç bozulmadan korunmuş. Bu noktada Budva Müzesinin, şehrin köklü geçmişine rağmen, çok küçük bir müze olduğunu söylemem lazım. Girişinden gözlemlediğim kadarıyla çok tatmin edici bir izlenimi yoktu zaman sıkıntınız varsa burayı atlayabilirsiniz. Surların hemen dışında kafe ve restoranlar varken sahil kenarında ise yan yana çeşitli beach club’lar mevcut. Biz Slovenska Beach bölgesinden denize girdik. Plaj inanılmaz kalabalıktı. Bodrum veya Çeşme’deki beach club’lara benzer yerler arıyorsanız marinanın hemen yanındaki plajlar doğru seçim olacaktır.

Budva’dan sonra hemen 30 dakika mesafedeki Kotor’a geçtik. Kotor, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Güneydoğu Avrupa’nın en iyi korunmuş ortaçağ şehirlerinden biri. Kotor Körfezinin kıyısında yer alan şehir, adeta Çin Seddini andıran surlarla çevrilmiş durumda. Bu sırada Kotor Körfezi’nin Dalmaçya kıyılarındaki doğal bir fjord olarak nitelendirildiğini belirteyim.

Stari Grad’ın içine girmenizle beraber kendinizi zamanda geriye gitmiş gibi hissedebilirsiniz. Budva’ya benzer şekilde tarihi doku tamamen korunmuş. Burada yer alan St.Tryphon ve St.Nicolas kiliselerini gezebilirsiniz. Ayrıca vaktiniz varsa Deniz Müzesini de ziyaret edebilirsiniz. Fakat bence yapılması gereken en önemli aktivite kesinlikle surlara tırmanarak Kotor’u ve Kotor Körfezini izlemek. Eğer 1350 basamağı çıkarım derseniz tepedeki kaleden manzara daha da güzel olsa gerek. :)

Karadağ’a gideceklere tavsiyelerim

Eğer rotanızda Budva ve Kotor varsa, denize Budva’da girmenizi, tarihi yerleri gezmeyi ise Kotor’a bırakmanızı öneririm. Şunu belirteyim Kotor’un etrafında bildiğimiz anlamda plaj göremedim genelde evlerin önünde iskeleler var ve buradan denize giriliyordu.

Kotor’da surlara tırmanarak manzarayı izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Ben surların tepesine kadar çıkamadım, açıkçası merdivenler gözümü korkuttu. Ancak çıktığımız bölümde bile çok güzel bir manzara vardı. Tepedeki kaleden bu manzara eminim daha da güzel olacaktır. Yaz döneminde gidecek olanları düşünerek akşamüstü saatlerinde Kotor’a gelirseniz çok daha rahat gezebilirsiniz. Biz Karadağ’da konaklamadık ancak Kotor’da Stari Grad içerisinde çok sevimli oteller gördük. Farklı bir deneyim yaşamak adına bu bölgede kalabilirsiniz.

Budva’da Slovenska Beach bölgesinin hemen arkasında 5 yıldızlı otel inşaatları görmüştük. Sonradan öğrendiğime göre özellikle Ruslar ve İngilizler Budva’ya ciddi anlamda emlak yatırımı yapıyorlarmış.

Budva hali hazırda popüler bir yer. Zaten göreceğiniz lüks arabalar da bunu doğrulayacaktır. :) Otellerin de tamamlanmasıyla beraber Budva’ya daha da çok turist geleceğini tahmin ediyorum. Dubrovnik’le başa baş bir rekabete ilk aşamada giremese bile bölgenin önemli merkezlerden biri olması çok muhtemel. Bu yüzden henüz yolun başındayken ziyaret etmekte fayda var.

Karadağ’da Sveti Stefan’a gidemedik. Buraya gidecek olanların Kotor ve Budva’ya ek olarak Sveti Stefan’ı da listelerine almasını öneririm. Karadağ çok büyük bir ülke olmadığı için şehirler arası mesafe pek fazla değil. Ayrıca Karadağ’da para birimi olarak Euro kullanılıyor.

Bizim açımızdan Hırvatistan’a kadar gelmişken Avrupa’nın vahşi güzeli Karadağ’a da uğramamak olmazdı. :) Balkan maceramızda bir sonraki durağımız Hırvatistan’ın en meşhur adalarından Hvar ve sonrasında başkent Zagrep olacak. Beni izlemeye devam edin. :)

(NOT: Türk Hava Yolları, yakın dönemde Karadağ’ın başkenti Podgorica’ya direkt uçuşlara başladı.)