Auto Show 2010 izlenimleri

0

Posted on : 31-10-2010 | By : Çağdaş | In : Havadan Sudan, Sosyalleşmek

Auto Show’a en son 1999 yılında üniversiteye yeni başladığımda gitmiştim.

Üzerinden çok zaman geçmiş…

Artık bizim emektarı da değiştirme vakti geldiği için bu sene Auto Show’un yolunu tuttuk.

(P.S: Bu noktada sponsorum sevgili Bülent Önen’e de selamlarımı iletirim :) )

Fuarın ilk gününde açılışla beraber kendimizi içeri attık. Fuara gidecek olanların kesinlikle sabah erken saatlerde gitmesini öneriyorum. İlerleyen saatlerde kapıda ciddi yığılma oluyor.

Fuara özellikle 3 tane modeli görmek için gitmiştim. Volkswagen Yeni Jetta, Nissan Juke ve Alfa Romeo Giulietta.

Volkswagen Yeni Jetta, eski kasasına göre daha klas bir görüntüye sahip olmuş. Yeni kasayla Jetta’nın yuvarlak olan hatları biraz daha keskin hale getirilmiş. Özellikle önden bakıldığında Audi’yi anımsatan bir görüntüsü var. İçinin ne kadar geniş olduğunu anlatmama sanırım gerek yok. Hem prestij hem de aile arabası olarak rahatlıkla kullanılabilir.Yeni Jetta’nın Aralık ayı içerisinde satışa sunulması bekleniyor. Şu anda mevcut Jetta’larda bir kampanya var ama kesinlikle Yeni Jetta’yı beklemekte fayda var.

Nissan Juke, uzun süredir merak ettiğim bir arabaydı. Sonunda Auto Show’da görme şansını buldum. Tasarımı farklı bir araç olmasına rağmen özellikle arka bölümünün çok dar ve bagajının da çok küçük olduğunu belirtmem lazım. Aracın tavan yüksekliği arkaya doğru eğimli olarak indiği için arkada oturanlar biraz rahatsızlık hissedebilir. Nissan Juke üniversiteye yeni başlayan gençlere alınabilecek ideal bir araba bence. Aile arabası veya uzun yolculuklarda çok ideal olabileceğini düşünmüyorum. Ama reklamındaki gibi haylaz bir görüntüsü var. :)

Alfa Romeo Giulietta tam anlamıyla tarz bir araba. Hatchback olmasına rağmen arka bölümünde rahatlıkla 2 kişi oturabilir. Aynı şekilde bagaj hacmi Nissan Juke’a kıyasla daha geniş. Teknik özelliklere girmiyorum ama 1.4 motor ve 170 hp olan modeli hiç fena değil :) Alfa Romeo’ların gerçekten kendilerine has bir havası olduğunu söylemem lazım. Aynı reklamlarında söylediği gibi: “Ruhumuz olmadan hepimiz birer makinayız.”

Fuarda istemeden de olsa Hyundai standına da uğradım. Hatırlıyorum da henüz ilkokuldayken Doğan görünümlü Şahin bir arabamız vardı. Zaman zaman sürücü koltuğuna oturup oyun oynardım. Koltuğu boyuma göre ayarladıktan sonra dış dikiz aynalarının ayarlarını çubukla yapardım. 2011 model Accent’lerde de bu mekanizmayı görünce hem nostalji oldu hem de Hyundai’ler için “2000’lerin Şahin’i” diyen taksici arkadaşın kulağını çınlattım.

Porsche, Jaguar, Lamborghini ve Ferrari standlarını anlatmıyorum, Sayısal Loto’dan büyük ikramiyeyi kazandıktan sonra illaki bir tanesinden alırım. O zaman deneyimlerimi yazmam daha iyi olur. :)

Sevgiler…

NOT: Auto Show 2011′de iki günde 4 adet Ferrari satılmış. Bir tanesi benim satın aldığım iddiaları tamamen asılsızdır. :) :)

İnternette Başarı Üçgeni

0

Posted on : 27-10-2010 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

Son dönemde ağırlıklı olarak gezi ve spor ağırlıklı paylaşımlarda bulunmuştum.

Mevcut kariyerimde internete yönelik projeler üzerinde çalıştığım için, bu sefer internet dünyasına yönelik bir şeyler yazmak istedim.

İnternetin önemini anlatmak veya internette hangi alanda fırsatlar olduğunu yazmak niyetinde değilim. Şu ana kadar olan gözlemlerime dayanarak bu alanda başarılı olmak için önemli olduğunu düşündüğüm 3 kriteri paylaşacağım:

SÜREKLİLİK: İnternetin hızına yetişmek gerçekten zor. Durum böyle olunca kullanıcılarda ciddi bir seçenek bolluğu içerisinde internette geziniyorlar. Başladığınız bir projede (sitede), her açıdan sürekliliği sağlayamazsanız çok kısa bir süre içerisinde ilgi azalacaktır. İlgi azaldığı noktada eski noktaya geri dönmek pek kolay olmadığından başarısızlık kaçınılmaz olur. Sürekliliği sadece içerik girmek olarak düşünmeyin. Projenizin (sitenizin) her türlü gelişiminin sürekliliğini kast ediyorum. (Örn. Site tasarımı, altyapı geliştirme, siteye yeni özellikler eklenmesi) Bu yüzden internet konusunda iyi bir fikir yerine sürekliliği olan iyi bir fikir bulmak bence daha doğru.

MODEL: Geçtiğimiz günlerde Bilişim Zirvesi’nde Bilgi MBA’den hocam Levent Erden’in konuşmasını dinledim. Yeni medyaya yönelik konuşmasında kendi tabiriyle “Modeli bulan malı götürecek.” dedi. :)
Doğru bir model ile başarılı olmuş çok sayıda proje var. (Bkz. Groupon modeli) Farklılaşmanın zorlaştığı şu dönemde modeliniz sizi bir adım öne çıkartabilir. O yüzden fikir düşünürken modeli de oluşturmak gerekiyor. Gözlemlediğim kadarıyla iyi bir internet fikrini olduğunu söyleyenlerin çoğunluğunun bir modeli yok. Bunun sebebi uzun vadeli gelir kazanmayı amaçlamak yerine bir anlamda vur-kaç taktiğiyle ortaya konulan fikri yüksek meblağlara satmak olabilir mi?

İÇERİK: İnternet dünyasının hızlı olması, bir projenin (sitenin) klonlarının da hızlı bir şekilde ortaya çıkmasına sebep oluyor. Farkındaysanız birçok sitede kopyala-yapıştır içerik mevcut. Artık kullanıcılar özgün içeriğin peşine düştüler. comScore’un Ağustos 2010 verilerine göre blogların daha geniş kitlelere ulaşıyor olması da bence bunun bir göstergesi. Kendi adıma yeni bir internet projesi yapacak olsam niş bir alanda içerik üretmeyi tercih ederdim. Bakarsınız bir sürpriz yapabilirim :)

Özetlemek gerekirse doğru model, süreklilik ve özgün içerik üçgenini yakalarsanız internette başarılı olmamanız hiçbir sebep yok.

Menemen vs El Bulli

0

Posted on : 18-10-2010 | By : Çağdaş | In : Sportif

Dünyaca ünlü, Michelin yıldızlı bir şefi restoranınıza getirip eline domates, biber, yumurta verip “Şefim sen bize iyi bir menemen yap, biz bu vizyona inandık bol bol ekmek banıp yeriz” derseniz şef öncelikle durumu garipser.

Daha sonra kendi kendine “Yahu ben El Bulli’de şeflik yapmış adamım, bir tek menemen mi?” diyerek size kendince farklı alternatifler sunmayı dener.

Ama elinde domates,biber,yumurtadan başka malzeme yoktur.

Malzeme istedikçe de “Şefim al sana acı biber, nane, kekik idare et ne olur” diyerek durumu geçiştirirsiniz.

Bir süre sonra menemen artık içinizi baymaya başlar. Şefiniz de zaten menemenden sıkılmaya başlamış “Elimdeki malzeme bu ne yapayım?” diye söylenmektedir.

Gün gelir restorana gelenler “Yeter artık. Menemenden içimiz kıyıldı.” derler.

“Müşteri her zaman haklıdır.” yaklaşımıyla şefinizle yollarınızı ayırmaya karar verirsiniz. Zaten bu şef hiçbir zaman iyi menemen yapamamıştır. Size gereken bu yemeği iyi yapabilecek kendi öz kaynaklarınızdan biridir.

Peki bu sırada akıllarda şöyle bir soru belirir:

Yapmakta olduğunuz devasa restorana sadece menemen yemeye kim gelir?

İşte Galatasaray’ın içinde bulunduğu durumun trajikomik öyküsü bence böyle…

Muhtemelen çok yakın bir zamanda Frank Rijkaard’ın Galatasaray’dan ayrıldığını duyacağız.

Yazacak çok şey var ama sanırım kendisine Timur Selçuk’un şarkısıyla veda etmek yerinde olacak:

Yollarımız burada ayrılıyor
Artık birbirimize iki yabancıyız
Ne kadar acı olsa,ne kadar güç olsa,
Her şeyi,evet her şeyi unutmalıyız!

Keşke Galatasaray’ın başına çok daha farklı koşullarda gelseydin Frank Rijkaard.

Şimdiden yolun açık olsun.

Çağdaş’ın Çikolata Fabrikası

1

Posted on : 16-10-2010 | By : Çağdaş | In : Sosyalleşmek

Mutfak Sanatları Akademisi (MSA) ile başlayan yemek yapma maceramıza yaz dönemiyle beraber bir süre ara vermiştik.

Bu süre zarfında tesadüfen Grupanya üzerinde Çikolata Fabrikası’nın bir fırsatını görmüştüm. Hem üzerinde sıklıkla konuşulan grup satın alma modelini denemek hem de çikolata yapmak adına fırsatın üzerine atladık ve geçtiğimiz günlerde kendimizi Teşvikiye’deki Çikolata Fabrikası’nda bulduk.

Öncelikle hemen belirteyim çikolata yapmak göründüğü kadar kolay değil.

İlk aşamada truffle yaparak başladık ve kuvertür çikolataları benmari yöntemiyle dengeli bir şekilde eritmemiz gerekti. Bunu yaparken ölçünün biraz kaçması tüm çikolatanın tadını bozabiliyor.

Tabi işlem eritmekle bitmiyor,eriyen çikolataları buzdolabında soğutuyoruz.Soğutmada da bir ölçü tutturmak gerek yoksa mikserle karıştırırken zorlanırsınız. Aynı şekilde son aşamada truffle’larınızı yuvarlayıp çikolata veya hindistan cevizine bulamak biraz zahmetli bir işlem.

Ne yalan söyleyeyim ben işin yapılan çikolataları yeme kısmını sevdim :)

Şaka bir yana çikolata yapmak insanı gerçekten mutlu ediyor, sürekli olarak yaptığınız çikolatanın tadına bakıyorsunuz. Endorfin seviyeniz muhtemelen tavana vuruyordur :)

Yaklaşık 3 saat kadar süren kursta bitter truffle, Hindistan cevizli ve beyaz çikolatalı coco truffle, üzerine kuruyemiş parçacıkları koyduğumuz bitter drop ile üzüm tanelerini çikolataya buladığımız Çikolata & Meyve Aşkı tariflerini yaptık. Üzümlü çikolata fena olmasa da ben şahsen çilekli çikolatayı tercih ederdim.

MSA’ya gitmiş biri olarak Çikolata Fabrikası’nın daha küçük bir yer olduğunu söylemem lazım. Derste toplamda 6 kişiydik ve sınıfların 10 kişilik olduğunu söylediler. 10 kişi oraya nasıl sığardı hiç bir fikrim yok. Ek olarak MSA’nın konforunu da bulamadığımı söylemeliyim.

Her şeye rağmen çikolata yapmak keyifliydi. Bakarsınız ilerde “Çağdaş’ın Çikolata Fabrikası” diye bir yer açarım :)

Yol Project ile keyifli geceler…

2

Posted on : 10-10-2010 | By : Çağdaş | In : Sosyalleşmek

Yaz günleri bitti, artık sonbahar kendini göstermeye başladı.

Malum havalar bozunca enerji seviyeleri de ister istemez düşüyor.

Peki şöyle keyifli bir gece geçirmek, Bon Jovi’den, Steve Miller Band’a, Santana’dan, Duman’a kadar günümüzün ve eskilerin Rock şarkılarıyla coşmak ve enerjinizi yükseltmek ister misiniz? :)

O zaman size Yol Project’i (Grup Yol) şiddetle tavsiye ediyorum.

Yol Project ile ilk olarak Moda Deniz Kulübü’nde doğum günümü kutlarken tanıştım. Sahnede şarkılarıyla olduğu kadar seyirciyle ve kendi aralarında girdikleri iletişimle de tempoyu düşürmeyen, son derece keyifli bir grup.

Bu hafta sonu yine çok yakın bir arkadaşımızın doğum günü için bu sefer Monc Suadiye’de (eski adıyla Jazz Stop) Zeki ve Orçun kardeşlerin Yol Project’ini dinledik. Yine harika bir gece geçirdik, ne yalan söyleyeyim özellikle eski şarkılarla coşmak iyi geldi, keyfimiz tavana vurdu. :)

Anadolu yakasında çalışmaya başladığımdan beri, özellikle Yol Project ile beraber, bu yakayı da keşfetmeye başladım. Yolunuz buraya düşmüyorsa hiç sorun etmeyin Yol Project’i Avrupa yakasında Ortaköy İstanbul Jazz Center’da da dinleyebilirsiniz.

Keyifli geceler geçirmeniz dileğiyle :)

P.S: Kim ne dersin, 80’lerin şarkıları ve ruhu gerçekten çok ayrıydı. O günleri hatırlamak adına Bon Jovi’den gelsin. “You give love a bad nameee!” :)