2011…Hadi başlayalım…

0

Posted on : 30-12-2010 | By : Çağdaş | In : Havadan Sudan

2010 yılını resmi olarak bitirmemize artık saatler kaldı.

Şu an itibariyle tüm beklentimiz, yeni gelecek olan yılın hayatlarımıza yeniliklerle, değişikliklerle gelmesi yönünde.

Esasında saatler gece yarısına yaklaştığında 10’dan geriye sayarken sihirli bir dokunuş gelip her şeyi değiştirmeyecek. Değişimi bizler yaratacağız.

Önceki yazımda 2011 yılından “Hayalleri gerçekleştirme motivasyonu” getirmesini dilemiştim. Bu dileğimi bir kere daha tekrar etmek istiyorum. İnanıyorum ki bu motivasyon sayesinde 2011 yılında tüm istediklerimizi gerçekleştirebileceğiz. :)

2011 yılı motivasyon, sağlık, mutluluk, başarı dolu bir yıl olsun. Seneye bu zamanlar “2011’de neler yaptık?” diye baktığımızda listemizde “Keşke yapsaydım.” dediğimiz hiçbir şey kalmasın.

Dileriz öyle olsun.

2011…Hadi başlayalım…

Sevgilerimle…

L’Avventura Italia – Venedik

0

Posted on : 29-12-2010 | By : Çağdaş | In : Geziler & Keşifler

Her tatilin sonuna doğru yaklaştıkça insan kendini biraz melankolik hissetmeye başlar. Akıllara, en başta tatil dönüşü bekleyen işler olmak üzere, çok sayıda düşünce gelir.

Böylesi anlarda ziyaret edilecek son durak ayrı bir önem kazanır, kapanışı en iyi şekilde yapmanızı sağlar.

Venedik’te San Marco Meydanı’na (Piazza San Marco) çıkmanızla beraber tarihi dokunun ve şehrin güzelliğinin etkisiyle zamanın daha yavaş geçtiğini hissetmeye başlıyorsunuz.

Venedik’le ilgili ilk tavsiyem, San Marco Meydanı’ndan herhangi bir ara sokağa girerek şehri keşfetmeniz. Kaybolurum diye endişelenmenize gerek yok, her sokağın köşesinde San Marco Meydanı veya Rialto Köprüsü (Ponte di Rialto) istikametlerini gösteren yönlendirmeler var. Adacıkları birbirlerine bağlayan köprülerden geçebilir, küçük hediyelik eşya dükkanlarını gezebilir ve fotoğraf albümünüz için güzel kareler yakalayabilirsiniz. (Mesela Rialto Köprüsü üzerinden Büyük Kanal’ı (Canal Grande) arkanıza alacak bir Venedik Hatırası :) )

Şehri genel olarak dolaştıktan sonra kahve molanızı San Marco Meydanı’ndaki Caffe Florian’da canlı klasik müzik eşliğinde verebilirsiniz. Fiyatları yüksek ancak tatilin bittiğini düşünerek kendiniz biraz şımartmış olursunuz.

Artık sıra şehrin tarihinin içine girmeye geldi. İlk durağımız Bizans Dönemi’nde İstanbul’da bulunan Konstantin Basilikası’nın küçük bir replikası olan San Marco Basilikası. Genellikle içeri girmek için yoğun ama akıcı bir sıra oluyor. Basilikanın içi gerçekten etkileyici olsa da aynı şeyi “Hazine Bölümü” için söyleyemeyeceğim. Özellikle zaman kısıtınız varsa bu bölümlerin yerine, orta girişin hemen üzerinde İstanbul’dan getirilen dört adet bronz at heykelinin olduğu Museo Marciano’yu gezebilirsiniz.

San Marco Basilikası’nın hemen yanında, Dükler Sarayı (Palazzo Ducale) bulunuyor. Venedik’i yönetmiş asilzadelerin nasıl bir hayat sürdüğünü merak ediyorsanız burayı gezmeden geçmeyin. Konsey toplantıları için kullanılan salonlar ve duvarlarda yer alan çizimlere hayran kalmamak elde değil. Üst katta göreceğiniz üzerinde hilal figürü olan eşyalar ise Osmanlılarla savaşlar sırasında elde edilmiş ganimetler. Buranın hemen alt katındaki mahzen bölümünde, Dükler Sarayı’ndaki mahkemede yargılanan mahkumların hapse girmeden önce son kez dışarıyı gördükleri Ahlar Köprüsü (Ponte Dei Sospiri) bulunuyor. Bu köprüden geçerek dışarıdan sizi izleyenlere el sallayabilirsiniz. :) Özellikle mahkumların kaldıkları hücreler gerçekten ürkütücü.

(NOT: Ünlü çapkın Casanova’da bir dönem bu hapishanede bulunmuş ancak daha sonra kaçmayı başarmış. :) )

Dükler Sarayı için aldığınız kombine biletle farklı müzeleri de gezerek Venedik tarihi konusunda detaylı bilgi sahibi olmak mümkün. Eğer çok kalabalık değilse hemen meydanda yer alan Campanile’ye çıkarak şehri kuş bakışı görebilirsiniz. Ama bu noktada önerim Venedik’in sanatsal yönünü de görmek adına rotayı Peggy Guggenheim Collection’a çevirmeniz. Biz bu müzeye Cuma günü gittik ve şansımıza o gün “İstediğin kadar öde (Pay as you wish)” günüydü. İçeride Peggy Guggenheim’a ait olan Dali,Picasso, Duchamp gibi ressamların önemli eserleri bulunuyor. Yaklaşık 1 saat içerisinde çok rahat bir şekilde gezebilirsiniz.

Venedik’e kadar gelmişken, gondol sefası yapmamak olmaz. Bu noktada grup halinde seyahat ediyorsanız, bir gondola en fazla altı kişi alındığını belirtmeden geçmeyeyim. Zaman kısıtınıza göre tam bir Büyük Kanal turu yapabilir veya biraz daha kısa olan farklı bir rota çizebilirsiniz. Zaten gondolcularla öncesinde konuşursanız kendileri çizebilecekleri rotayı belirtiyorlar. Pazarlık etmekten çekinmenize gerek yok, İtalyanlar o açıdan bize çok benziyor.

Venedik’e turla giderseniz yarım günlük ekstra Murano-Burano turlarını almamanızı öneriyorum. Bu iki ada birbirine çok yakın ve vaporetto ile tur fiyatının çok daha altında bir ücretle buraya ulaşabilirsiniz. Bu adalar sevimli olmalarına rağmen uzun vakit geçirebilecek yerler değiller. Tercihen sabah erken bir saatte gidip, hızlı bir şekilde gezip öğlene kalmadan dönmeniz, şehrin diğer güzelliklerini yaşamanız için faydalı olabilir.

Murano ve Burano’nun dışında Mazzorbo ve La Certosa adalarının keşfedilmeyi beklediklerini okudum. Belki alışılmış rotanın dışında bu iki adayı da listenize ekleyebilirsiniz.

Böylesine yoğun bir programı yaptıktan sonra akşam yemeği için farklı bir alternatif ararken tesadüfen bir mekan keşfettik. 2008 yılında bu yana arka arkaya Michelin’in rehberlerine girmiş bu restoranın adı Bistrot de Venise. İlginç ambiyansı, yemek sunumlarıyla burayı denemenizi öneriyorum. Fiyatları ucuz olmamakla beraber grup olarak gittiğimizde kişi başı verdiğimiz ücret makul seviyelerdeydi. Menüde ilginç seçenekler (Örn. Bıldırcın çorbası) bulunuyor. Yemek konusunda biraz cesursanız o zaman burası tam size göre diyebilirim. :)

Venedik, İtalya’nın en güzel şehirlerinden biri. Bu anlamda İtalya Maceramızın kapanışını güzel bir şehirle yaparak, keyifli anılarla ülkemize geri döndük.

Dönüş sonrası aklımda şu soru vardı: “Bir sonraki tatilde ne yapıyoruz?” :)

…Çağdaş’ın objektifinden bazı kareler…

2011’e doğru geri sayım…

2

Posted on : 22-12-2010 | By : Çağdaş | In : Havadan Sudan

2009 yılından 2010 yılına girdiğimiz yeni yıl kutlaması size de sanki daha dün gibi gelmiyor mu?

Yeni umutlar, yeni beklentiler ve hatta yeni başlangıçlar olması dilekleriyle başladığımız 2010 yılı nasıl geçti kendi adıma pek anlamadım.

Büyüklerimizin “Zaman çok hızlı geçiyor.” sözüne gün geçtikçe daha fazla katılmaya başladım. Acaba bende yaşlanıyor muyum?

2010 yılını da bitirmemize şurada sayılı günler kaldı. İyisiyle, kötüsüyle bir yılı daha geride bırakacağız. “2010 yılında neler yaptım?” diyerek uzun bir şeyler yazmayacağım merak etmeyin. :)

Ama şu dönemde herkes genellikle tamamlayacağımız yılla ilgili kendisi açısından genel bir değerlendirme yapar. Birkaç cümleyle geçen yılı özetlersem benim açımdan 2010 yılı dedemin aramızdan ayrılışı sebebiyle kötü bir şekilde başlamıştı. Hatırası her zaman kalbimdedir…

Hayatın bu siyah karesinden sonra bahar aylarıyla beraber beyaz kareye geçiş yaptık, yılın geri kalanını yeni kariyer başlangıçları, yeni tatil maceraları derken keyifli bir şekilde geçirdik.

2011’e doğru geri sayarken yeni yıldan neler bekliyorum diye düşündüm. Aklıma birçok şey geldi, liste yapmaya kalksam uzar gider…

Bence 2011 yılından beklenecek en doğru şey “Hayalleri gerçekleştirme motivasyonu” olmalı. İnsan motive olmadıkça, içinde o enerjiyi hissetmedikçe, sadece istemekle bir şeyleri elde edemiyor. Motivasyon bu noktada kilit bir öneme sahip.

Henüz 31 Aralık akşamına daha zamanımız var, ama şimdiden “Hayallerinizi gerçekleştirme motivasyonunun” eksik olmayacağı çok güzel bir yıl diliyorum. :)

Bu yazıyı okuduktan sonra hayallere dalmak isterseniz Cranberries’in şu güzel şarkısının yardımcı olacağına emin olabilirsiniz. :)

Burada da yeni yıl çamımızdan bir görünümü bulabilirsiniz :)

L’Avventura Italia – Floransa

0

Posted on : 14-12-2010 | By : Çağdaş | In : Geziler & Keşifler

İtalya maceramızda sıradaki durağımız Rönesans’ın doğduğu yer olan Floransa

Her yanı tarih olan, Rönesans’ın doğduğu böylesine güzel bir kenti anlatmaya nereden başlasam inanın pek bilemedim. Bu yüzden gözlerimi bir an için kapatıp kendimi Michelangelo Tepesi’nden Floransa’ya bakarken hayal ettim…

Ne olursa olsun Floransa’ya gelirseniz ilk önce bu tepeye çıkmanızı öneriyorum. Orijinali şehir merkezindeki Accademia’da olan Michelangelo’nun ünlü David heykelinin bir kopyasını görebileceğiniz bu tepeden manzaraya şöyle bir bakın. Rönesans rüzgarlarının hala estiğini muhtemelen hissedeceksiniz.

Şehre akşamüstü varmamızın ardından Arno Nehri kıyısından Ponte Vecchio köprüsüne doğru yürüyerek nehir kenarını keşfettik. Buradan Uffizi Gallery’nin avlusundan yürüyerek Piazza della Signoria’ya ve sonrasında Basilica di Santa Maria del Fiore’nin olduğu Katedral Meydanına geldik. Kısa bir Floransa turundan sonra akşam yemeğinde meşhur Floransa Bifteği’ni (Bistecca alla Fiorentina) yerken burada geçireceğimiz 1 tam günlük süre içinde neler yapacağımızı düşündük.

Floransa Katedrali (Basilica di Santa Maria del Fiore): Çiçeklerin Meryem Anası da denilen katedral, Rönesans’ın ilk mimari örneklerinden. İtalyan bayrağı rengindeki dış cephesi ve muazzam kubbesiyle kesinlikle gezilmesi gereken bir yer. Özellikle La Sagrada Familia’yı andıran dar ve sarmal bir merdivenle çıkılan kubbesinden Floransa manzarasını izlemek son derece keyifli. Tavan süslemelerini ve girişin sol tarafında yer alan “Dante ve Kitabı” isimli resmi görmeden çıkmayın.

Bu sırada katedralin kubbesine çıktıysanız hemen karşısında yer alan çan kulesi Campanile’ye çıkmanıza bence gerek olmayacaktır.

Vaftizhane (Battistero di San Giovanni): Katedralin hemen karşısında yer alan Vaftizhane sekizgen bir yapıya sahip. Güney bölümünde yer alan Giotto’nun altın kaplamalı “Cennet Kapısı” kabartması insanı kendine hayran bırakıyor. Unutmadan dışarıda yer alan bu kabartma bir replika. Orijinali içerideki müzede yer alıyor. Çok büyük bir yer olmadığı için hızlıca gezebilirsiniz.

Uffizi Gallery: Floransa’ya gelip sanatın içerisine girmemek olmaz. Palazzo Vecchio’nun girişine şöyle bir göz attıktan sonra esas tercihimizi Uffizi Gallery’den kullandık. Her ne kadar “İnternetten bilet almak gerekir.”, “Çok sıra oluyor.” gibi argümanları duymuş olsak da şaşırtıcı bir şekilde hiç sıra beklemeden sergiye girdik. Öğleden sonra saatlerinde yoğunluğun azaldığını belirteyim.

En üst katta Osmanlı Padişahlarının tablolarını görmek ilginç bir deneyim olurken, Botticelli’nin “Venüs’ün Doğuşu” eserini ve halen devam eden Caravaggio sergisini mutlaka görmenizi öneriyorum. Bu sırada serginin içinde resim ve video çekilmesine izin verilmiyor. Ancak en üst katın köşesinden çok güzel bir Ponte Vecchio manzarası var. Bu bölümde fotoğraf çekmeye izin var, bilginiz olsun. :)

Ponte Vecchio köprüsünden son bir kere daha geçerek köprü manzarası eşliğinde akşam yemeğimizi yiyerek günü tamamladık…

Floransa çok büyük bir şehir olmadığı için 1 gün içerisinde büyük çoğunluğunu gezmiş olduk. Yolumuz buraya bir kere daha düşerse diye Academia ve Palazzo Vecchio’yu tekrar görülecekler listesine şimdiden ekledim. :)

Şaraplarımızı içerken İtalyan Maceramızın son durağı olan Venedik’i düşünmeye başlamıştık bile…

…Çağdaş’ın objektifinden bazı kareler…

L’Avventura Italia – Roma

0

Posted on : 09-12-2010 | By : Çağdaş | In : Geziler & Keşifler

İtalya Macerası (L’Avventura Italia) denilince tabii ki ilk durağımız, İstanbul gibi 7 tepe üzerine kurulu, aşıklar kenti Roma. :)

Maceramızın başındaki oluşturduğumuz plana göre Roma’da dolu dolu 2 tam günümüz olacaktı. Bu yüzden vakit kaybetmeden yola koyulduk.

Kendi gözlemlerimle Roma’da yaptıklarımızı anlatmaya başlayayım. Roma’ya gidecekler için planlamalarında faydalı olacağını düşünüyorum.

Roma Forumu (Roman Forum) ve Colosseum: Spartacus dizisinden sonra sanırım Roma’ya giden herkes özellikle Colosseum’a uğramak isteyecektir. :) Colosseum çok önemli bir tarihi yapı ancak içerisine girmek için çok uzun kuyrukları beklemek lazım. Eğer zaman kısıtlamanız varsa Colosseum önünde resim çektirip dışarıdan görmek mantıklı olur. Roma Forumu bölgesinde de kısa yürüyüşler yaparak tarihi dokuyu bir nebze olsun hissedebilirsiniz.

Vatikan & St. Pietro Katedrali (Basilica di San Pietro): Roma’ya gelip Vatikan’ı gezmemek olmaz. Özellikle St.Pietro meydanının insanları kucaklayan mimarisi ve katedralin içerisinde yer alan Michelangelo’nun Pieta’sı gerçekten çok etkileyici. Şu anda cam bölme arkasında sergilenen Pieta’da, anne-oğul ilişkisi (Meryem ve Hz.İsa) inanılmaz tasvir edilmiş.

Katedralinin üst bölümüne çıkmayı, Vatikan Müzesi ve Sistine Şapeli’ni gezmeyi ertesi güne bırakarak Roma’da dolaşmaya devam ettik. Şansımıza ertesi gün geldiğimizde Papa penceresinden Pazar ayinini yönetiyordu. İlginç bir tesadüf oldu. :) St.Pietro meydanında adım atacak yer yoktu desem abartmış olmam. Ayinin bitişi sonrasındaki kalabalıktan dolayı planımızın bu kısmını pas geçmek durumunda kaldık.

Bu noktada Vatikan’a gideceklere önerim bütün bölümleri aynı gün içinde gezmeleri. Katedralin üst bölümünden kuş bakışı Roma manzarasına, Sistine Şapeli’nde ise Michelangelo’nun “Adem’in Yaratılışı” eserine hayranlıkla bakabilirsiniz.

Roma’nın Güzellikleri: Vatikan’ı gezdikten sonra hemen yakınındaki Castel Sant’Angelo’ya gidebilirsiniz. Özellikle köprü üzerine kaleyi arkanıza alarak çok güzel fotoğraf kareleri yakalayabilirsiniz. Buradan sırasıyla Piazza NavonaPantheonFontana di TreviPiazza di Spagna (İspanyol Merdivenleri) güzergahını izleyerek yaklaşık yarım gün içerisinde Roma’nın belli başlı yerlerini gezmiş olursunuz. :) Roma’nın Güzellikleri’ni yaşarken bazı tavsiyelerim var:

*) Piazza Navona’da meydanda yer alan restoranlar tamamen turistik ve pahalı. Bunun yerine hemen meydanın arka sokaklarındaki restoranları tercih edebilirsiniz. Özellikle güzel bir tiramisu yemek isterseniz Rust’ı deneyebilirsiniz.
*) Fontana di Trevi ve Piazza di Spagna geceleri de çok hareketli oluyor. Çeşmeye adet olduğu üzere para atıp akşam içkinizi merdivenlerde içmenizi öneririm. :)

Roma’da Alışveriş-Castel Romano: Daha önce Avrupa’daki outlet anlayışıyla ilgili bazı yorumlarımı paylaşmıştım. Roma’nın en büyük outletlerinden Castel Romano bu bağlamda bana pek cazip gelmedi. Fiyatlar outlet mantığı içerisinde düşündüğünüzde hiç ucuz değil.

Roma’ya turla gidenlere ekstra olarak Castel Romano turu sunulur. Genelde 25 Euro (kişi başı) olan bu tura para vermektense Termini (Merkez İstasyon) yanındaki Via Marsala üzerindeki Castel Romano otobüsleriyle 12 Euro’ya gidip dönebilirsiniz. Yolculuk yaklaşık 30 dk sürüyor. Roma’ya kadar gitmişken uğrayalım derseniz en fazla 2 saat ayırmanızı öneririm.

Roma’da Konaklama: Roma’da Termini (Merkez İstasyon) istasyonunun hemen yanındaki Via Marsala üzerinde Best Western Premier Hotel Royal Santina oteli konumu itibariyle önerebileceğim bir otel. İstediğiniz her yere Termini’den rahatça gidebilirsiniz. Bu sırada turla seyahat edenlerin şehir merkezi otellerini tercih etmesi daha iyi olur. Şehir dışı otellerden Roma merkezine ulaşım en az 45 dk. sürüyor. Benden uyarması…

Ayırdığımız süre içerisinde Roma’yla ilgili notlarım şimdilik bu kadar. Maceramızda bir sonraki durağımız Floransa olacak. :)

Blogspot’tan .Com’a – Çağdaş’ın Bakış Açısı

0

Posted on : 04-12-2010 | By : Çağdaş | In : Havadan Sudan, İş Dünyası

Blog maceram 2005 yılında Blogspot uzantılı oluşturduğum sayfam üzerinde başlamıştı.

Hatırlıyorum da ilk yazımı yazdıktan sonra büyük bir heyecanla sayfamın adresini arkadaşlarıma mail atmıştım. Yorumlar geldikçe motivasyonum artmıştı. :)

Daha sonra araya yüksek lisans, askerlik, evlilik, iş koşuşturması girince Blogspot sayfam uzun bir süre tek yazı ve tek yorum içeren şekliyle kaldı. 2009 yılı Mayıs ayında yeni bir enerjiyle sayfama tekrar hareket vermiştim.

Bu senenin Mayıs ayında ajans sonrası başladığım yeni kariyer yolculuğumla beraber internet operasyonlarıyla daha yoğun bir şekilde ilgilenmeye başladım. Durum böyle olunca, çıtayı biraz daha yükseltmek adına şu anda içinde olduğunuz sayfaya taşındım.

WordPress temaları, sayfa güncellemeleri, Google Analytics kodları derken keyifli bir süreç içerisinde blog yazma motivasyonum artmaya başladı ve düzenli olarak kendi bakış açımdan paylaşımlarda bulunuyorum. Sizlerden gelen yorumlar beni motive etmeye devam ediyor. Bu vesileyle öncelikle sayfamı takip eden okuyuculara teşekkür etmek isterim. :)

Cuma akşamı beni motive eden bir başka olay daha oldu. Digital Age dergisi Aralık sayısını okurken Dijilay Abla’nın köşesinde Ayın Blogu olarak kendi sayfamı gördüm. :) Dijital dünyanın nabzını tutan böyle bir dergide sitemi görmek beni inanılmaz mutlu etti. Buradan sevgili Dijilay Abla’ya köşesinde bana yer verdiği ve güzel yorumları için teşekkür ediyorum. :) :)

Artan bir ivmeyle sitemin çıtasını daha da yükselteceğim. Şimdiden 2011’in “Çağdaş’ın Bakış Açısı” için çok iyi bir yıl olacağını hissediyorum.

Bu sırada her türlü yorum ve katkılarınızı “Çağdaş Önen” sayfasındaki mail adresim ve sosyal medya izlerim üzerinden benimle paylaşabilirsiniz.

Sevgilerimle :)