L’Avventura Italia – Venedik

0

Posted on : 29-12-2010 | By : Çağdaş | In : Geziler & Keşifler

Her tatilin sonuna doğru yaklaştıkça insan kendini biraz melankolik hissetmeye başlar. Akıllara, en başta tatil dönüşü bekleyen işler olmak üzere, çok sayıda düşünce gelir.

Böylesi anlarda ziyaret edilecek son durak ayrı bir önem kazanır, kapanışı en iyi şekilde yapmanızı sağlar.

Venedik’te San Marco Meydanı’na (Piazza San Marco) çıkmanızla beraber tarihi dokunun ve şehrin güzelliğinin etkisiyle zamanın daha yavaş geçtiğini hissetmeye başlıyorsunuz.

Venedik’le ilgili ilk tavsiyem, San Marco Meydanı’ndan herhangi bir ara sokağa girerek şehri keşfetmeniz. Kaybolurum diye endişelenmenize gerek yok, her sokağın köşesinde San Marco Meydanı veya Rialto Köprüsü (Ponte di Rialto) istikametlerini gösteren yönlendirmeler var. Adacıkları birbirlerine bağlayan köprülerden geçebilir, küçük hediyelik eşya dükkanlarını gezebilir ve fotoğraf albümünüz için güzel kareler yakalayabilirsiniz. (Mesela Rialto Köprüsü üzerinden Büyük Kanal’ı (Canal Grande) arkanıza alacak bir Venedik Hatırası :) )

Şehri genel olarak dolaştıktan sonra kahve molanızı San Marco Meydanı’ndaki Caffe Florian’da canlı klasik müzik eşliğinde verebilirsiniz. Fiyatları yüksek ancak tatilin bittiğini düşünerek kendiniz biraz şımartmış olursunuz.

Artık sıra şehrin tarihinin içine girmeye geldi. İlk durağımız Bizans Dönemi’nde İstanbul’da bulunan Konstantin Basilikası’nın küçük bir replikası olan San Marco Basilikası. Genellikle içeri girmek için yoğun ama akıcı bir sıra oluyor. Basilikanın içi gerçekten etkileyici olsa da aynı şeyi “Hazine Bölümü” için söyleyemeyeceğim. Özellikle zaman kısıtınız varsa bu bölümlerin yerine, orta girişin hemen üzerinde İstanbul’dan getirilen dört adet bronz at heykelinin olduğu Museo Marciano’yu gezebilirsiniz.

San Marco Basilikası’nın hemen yanında, Dükler Sarayı (Palazzo Ducale) bulunuyor. Venedik’i yönetmiş asilzadelerin nasıl bir hayat sürdüğünü merak ediyorsanız burayı gezmeden geçmeyin. Konsey toplantıları için kullanılan salonlar ve duvarlarda yer alan çizimlere hayran kalmamak elde değil. Üst katta göreceğiniz üzerinde hilal figürü olan eşyalar ise Osmanlılarla savaşlar sırasında elde edilmiş ganimetler. Buranın hemen alt katındaki mahzen bölümünde, Dükler Sarayı’ndaki mahkemede yargılanan mahkumların hapse girmeden önce son kez dışarıyı gördükleri Ahlar Köprüsü (Ponte Dei Sospiri) bulunuyor. Bu köprüden geçerek dışarıdan sizi izleyenlere el sallayabilirsiniz. :) Özellikle mahkumların kaldıkları hücreler gerçekten ürkütücü.

(NOT: Ünlü çapkın Casanova’da bir dönem bu hapishanede bulunmuş ancak daha sonra kaçmayı başarmış. :) )

Dükler Sarayı için aldığınız kombine biletle farklı müzeleri de gezerek Venedik tarihi konusunda detaylı bilgi sahibi olmak mümkün. Eğer çok kalabalık değilse hemen meydanda yer alan Campanile’ye çıkarak şehri kuş bakışı görebilirsiniz. Ama bu noktada önerim Venedik’in sanatsal yönünü de görmek adına rotayı Peggy Guggenheim Collection’a çevirmeniz. Biz bu müzeye Cuma günü gittik ve şansımıza o gün “İstediğin kadar öde (Pay as you wish)” günüydü. İçeride Peggy Guggenheim’a ait olan Dali,Picasso, Duchamp gibi ressamların önemli eserleri bulunuyor. Yaklaşık 1 saat içerisinde çok rahat bir şekilde gezebilirsiniz.

Venedik’e kadar gelmişken, gondol sefası yapmamak olmaz. Bu noktada grup halinde seyahat ediyorsanız, bir gondola en fazla altı kişi alındığını belirtmeden geçmeyeyim. Zaman kısıtınıza göre tam bir Büyük Kanal turu yapabilir veya biraz daha kısa olan farklı bir rota çizebilirsiniz. Zaten gondolcularla öncesinde konuşursanız kendileri çizebilecekleri rotayı belirtiyorlar. Pazarlık etmekten çekinmenize gerek yok, İtalyanlar o açıdan bize çok benziyor.

Venedik’e turla giderseniz yarım günlük ekstra Murano-Burano turlarını almamanızı öneriyorum. Bu iki ada birbirine çok yakın ve vaporetto ile tur fiyatının çok daha altında bir ücretle buraya ulaşabilirsiniz. Bu adalar sevimli olmalarına rağmen uzun vakit geçirebilecek yerler değiller. Tercihen sabah erken bir saatte gidip, hızlı bir şekilde gezip öğlene kalmadan dönmeniz, şehrin diğer güzelliklerini yaşamanız için faydalı olabilir.

Murano ve Burano’nun dışında Mazzorbo ve La Certosa adalarının keşfedilmeyi beklediklerini okudum. Belki alışılmış rotanın dışında bu iki adayı da listenize ekleyebilirsiniz.

Böylesine yoğun bir programı yaptıktan sonra akşam yemeği için farklı bir alternatif ararken tesadüfen bir mekan keşfettik. 2008 yılında bu yana arka arkaya Michelin’in rehberlerine girmiş bu restoranın adı Bistrot de Venise. İlginç ambiyansı, yemek sunumlarıyla burayı denemenizi öneriyorum. Fiyatları ucuz olmamakla beraber grup olarak gittiğimizde kişi başı verdiğimiz ücret makul seviyelerdeydi. Menüde ilginç seçenekler (Örn. Bıldırcın çorbası) bulunuyor. Yemek konusunda biraz cesursanız o zaman burası tam size göre diyebilirim. :)

Venedik, İtalya’nın en güzel şehirlerinden biri. Bu anlamda İtalya Maceramızın kapanışını güzel bir şehirle yaparak, keyifli anılarla ülkemize geri döndük.

Dönüş sonrası aklımda şu soru vardı: “Bir sonraki tatilde ne yapıyoruz?” :)

…Çağdaş’ın objektifinden bazı kareler…

Post a comment