I Amsterdam – Bölüm 1

2

Posted on : 31-01-2011 | By : Çağdaş | In : Geziler & Keşifler

2011 yılının gezi maceralarına, Kuzey’in Venedik’i olarak adlandırılan Amsterdam ile başlıyoruz. :)

(NOT: Farkında olmadan “maceralarına” diyerek çoğul yazmışım, demek ki bu sene de leyleği havada göreceğiz. :) )

Amsterdam’da – geliş ve dönüş günlerimizi saymazsak – dolu dolu 2 gün geçirdik. Esasında geçirdiğimiz bu süre zarfında şehrin tamamını gezdik desem abartmış olmam. Gelin hep beraber “48 saatte Amsterdam” konseptinde bu güzel şehirde neler yapabileceğinize bakalım.

Amsterdam’da gezmeye nereden başlamalıyım?

Şehri gezmeye başlamadan önce Ana Tren İstasyonu’nun (Amsterdam Centraal) hemen karşısındaki Holland International ile yaklaşık 1 saat süren kanal turunu yapmanızı öneririm. Amsterdam’da 3 önemli kanal var. Bunlar sırasıyla Herengracht (Centilmenler Kanalı), Keizersgracht (İmparatorlar Kanalı), Prinsengracht (Prensler Kanalı). Kanal turunda buralardan geçme imkanınız olurken, Amsterdam’ın dokusunu hissedebilir, insanların yaşantılarını gözlemleyebilir ve genel olarak şehir hakkında fikir sahibi olabilirsiniz.

Şehri genel olarak tanıdım, şimdi sırada müzeler var. Hangilerine gitmeliyim?

Öncelikle açılış saatiyle birlikte Anne Frank’ın Evi (Anne Frank’s House) ile müzeler turuna başlayabilirsiniz. Yaklaşık 2 saatte rahatlıkla gezebileceğiniz bu müzede Anne Frank’ın hüzünlü hikayesine şahit olacaksınız. Kesinlikle çok etkileyici bir müze.

Buradan sonra 2. durağınız, Dünyanın sayılı müzelerinden olan, Rijksmuseum olmalı. Bu müzede Hollanda tarihi hakkında ilginç bilgilere sahip olurken, Rembrandt’ın “The Night Watch” isimli şaheserini de görebileceksiniz. Bu resme bakarken askerler sanki resimden çıkacaklarmış gibi bir izlenime kapılabilirsiniz. Rembrandt, sanat tarzı içerisinde keskin hatlar yerine yuvarlak hatları tercih ettiği için resimlerinde karakterler sanki hareket ediyormuş gibi gözüküyor. Kendisine hayranlığınız bir kere daha artarken, eserleri karşısında şapka çıkartıyorsunuz.

Rijksmuseum’un hemen arka tarafında ise Van Gogh Museum var. Van Gogh Müzesi’ne giderken “I Amsterdam” yazısı önünde bir hatıra fotoğrafı çektirmeyi unutmayın. :) Van Gogh Museum’u gezdikten sonra yine yakındaki Leidseplein’de bir yemek molası verebilirsiniz.

Bu sırada bir ufak not: Müzelerde bilet sırası beklemek istemiyorsanız, kaldığınız otele müze bileti satıp satmadıklarını mutlaka sorun. Biz Rijksmuseum için bileti otelimizden aldık, bu sayede sıra beklemeden içeri girdik. Ancak Van Gogh Museum önünde çok ciddi kuyruk vardı. Özellikle zaman kısıtınız varsa buna dikkat etmenizi öneririm.

Müzeleri gezdikten sonra nerelere gidebilirim?

Leidseplein’de yemek molası verdikten sonra bence şehrin en keyifli deneyimlerinden biri olan Heineken Experience’a uğrayın. Özellikle pazarlama & marka yönetimi alanında çalışanlar, bu markanın etrafında kurulan dünyaya kesinlikle hayran kalacaklar. Zaten bir markayı da başarılı kılan etrafında kurulan bu dünya değil midir? Bu sırada hazır buradayken Heineken’in biralarından bolca tadabileceksiniz. :) Biz eşimle eve döndükten sonra nedense gidip Heineken aldık. O kadar etkilenmişiz demek ki :)

Heineken Experience sonrası şehrin ana meydanı olan, Kraliyet Sarayı’nın da bulunduğu Dam Meydanı’na gelebilirsiniz. Eğer Londra’dakini görmediyseniz Madame Tussauds ilginç bir seçim olabilir. Balmumu heykellerle beraber konsept resimler çekebilirsiniz. (Bkz. Aşağıdaki resmim :) ). Bu müze çok büyük değil en fazla 45 dk. içerisinde çok rahat gezebilirsiniz. Özellikle buradan Dam Meydanı’na bakan güzel bir manzara da var.

Malum 48 saatlik bir program önerisi getiriyoruz, zamanı çok hızlı ve efektif değerlendirmeniz lazım. Öncelikle belli başlı gezi kısımlarını paylaşmak istedim, kalan kısımları diğer bölümde sizinle paylaşayım.

Beni izlemeye devam edin. :)

Çok yakında…DJ 1N…

0

Posted on : 27-01-2011 | By : Çağdaş | In : Havadan Sudan

Siz hiç radyo programlarından hediye kazandınız mı?

Ben kazandım. Hem de bir çok defa…

Hatta ilginç bir şekilde kazandığım hediyelerin tamamını Cem Ceminay’dan kazandım. :)

Sultan Kayıkları ile Haliç’te tur, 1 yıllık Back-up üyeliği derken bu seferde 2 tane Grupanya fırsatını kazandım. Kendisine ne kadar teşekkür etsem azdır. :)

Bir tanesi İstanbul Fotoğraf Akademisi’nden dijital fotoğrafçılık kursu. Diğeri ise Pi Records DJ House’dan DJ Eğitimi.

(NOT: Dijital fotoğrafçılık fırsatını Mart ayında kullanacağım. Oradaki maceralarım için biraz daha bekleyeceksiniz. :) )

DJ eğitimine ise en kısa sürede başlayacağım. Merakla ve heyecanla müzik yeteneklerimi konuşturmayı planlıyorum. Hatta sahne adımı bile şimdiden belirledim: DJ 1N :)

Bakarsınız bu deneyim sonrası profesyonel DJ olurum Amsterdam’daki Escape’de DJ Tiesto ile beraber çalarız. (Bkz. Aşağıdaki resim) :)

Hazır bu kadar havaya girmişken şu sıralar çok sevdiğim bir parçayı blog sayfamın siz değerli takipçilerine armağan ediyorum.

Çok yakında…DJ 1N…

Sevgiler :)

Yeni İçerik Sitemiz – Bilimania.com

3

Posted on : 19-01-2011 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

Yeni başlayan bir yıl, her zaman beraberinde yeni bir dinamizm getirir.

Bizde şirket olarak bu dinamizm doğrultusunda 2011 başı itibariyle yeni bir içerik sitesini hayata geçirdik: Bilimania.com

Malum 2010 yılı ülkemizde internet girişimleri konusunda gerçekten hareketli bir yıl oldu. Özellikle grup satın alma alanında ciddi yatırımlar gözlemledik. Fakat bütün bu gelişmeler olurken farklı bir sorunun cevabı sosyal medya ve forum sayfalarında aranıyordu:

İçerik siteleri böylesi bir ortamda başarılı olabilir mi?

Biz bu sorunun cevabının “Evet” olduğunu düşündüğümüz için, içerik anlamında kopyala-yapıştır sitelerden farklı olmasını hedeflediğimiz bir site yapmaya karar verdik. Ülkemizde bilim meraklılarına yönelik Türkçe bir web sitesinin boşluğunu hissedenlerden aldığımız geri bildirimler doğrultusunda ana fikrimizi BİLİM olarak belirledik. Bu noktada TÜBİTAK’ta uzun yıllar görev almış Sayın Prof. Dr. Fuat İNCE’nin fikir önderliği ve içerik desteği doğrultusunda yoğun bir şekilde çalıştık ve artık sitemiz sizlerle buluşuyor.

İçerik sitesi hazırlamak gerçekten emek isteyen bir süreç. Güncel bilgileri takip etmeniz, hızlı olmanız ve en önemlisi ziyaretçilerinize her siteye girdiklerinde yeni bir içerik sunmanız gerekiyor. Bu noktada içerik ekibimiz, farklı kaynaklardan aldığı haberleri doğrudan yayınlamak yerine kendi süzgeçlerinden geçirip yorumlarını ekleyerek paylaşıyor.

Yolumuz uzun. Bu süreçte yorumlarınız ve katkılarınız için şimdiden teşekkür ederim. :)

P.S. (1): Bilimania.com’u Twitter ve Facebook’tan da takip edebilirsiniz.

P.S. (2): İçerik siteleriyle ilgili olarak Webrazzi’de yayınlanmış bu yazıyı okumanızı tavsiye ederim.

2011’in Seyahat Durakları

0

Posted on : 10-01-2011 | By : Çağdaş | In : Geziler & Keşifler

Malum son dönemde hatırı sayılır sayıda seyahat yaptım, hatta bir tanesinden daha yeni döndüm.

Gittiğim her seyahat sonrası gezi notlarımı kendi bakış açımla sizlerle buradan paylaştım.

Sanırım bendeki seyahat merakı, 2000 yılının Ağustos ayında babamın gönderdiği Amerika gezisiyle başladı. Üniversitenin ilk yılında, artık hayata daha farklı bir şekilde bakmaya başlamışken, bu gezi ufkumu bayağı genişletmişti. Bu maceramı ayrı bir yazı olarak paylaşırım. :)

Şöyle bir düşününce o günden bu yana çok sayıda ülkeyi gezdiğimi fark ettim. Bundan cesaret alarak ve 2011 yılına henüz başladığımızı da düşünerek, kendi bakış açımla bu sene içerisinde popüler olacağını düşündüğüm bazı seyahat duraklarını paylaşmak istedim.

ESTONYA – TALLİNN: Estonya, 2011 yılına Euro’ya geçiş yaparak başladı. 2010 yılında İstanbul’un elinde taşıdığı “Avrupa Kültür Başkenti” bayrağını ise Tallinn, Finlandiya’nın Turku şehriyle beraber taşımak üzere devraldı. 2.Dünya Savaşı’nda yoğun bombardıman altında kalmış şehir, yeniden ayağa kalkarak UNESCO Dünya Mirası Listesine girmeyi başarmış. Baltık Denizi kıyısındaki bu sevimli şehrin, yakaladığı ivmeyle 2011 yılının popüler seyahat duraklarından biri olacağını düşünüyorum. Özellikle Helsinki’ye konum olarak yakınlığı da uzun seyahat planlamaları için değerlendirilebilir.

BELÇİKA – ANTWERP: Şu sıralar hangi seyahat dergisini okusam, Antwerp’le ilgili birkaç yazı görüyorum. Son Amsterdam seyahatimizde çok sayıda Antwerp gezisi tanıtımı görünce açıkçası bu şehri ciddi anlamda merak etmeye başladım. Brüksel’den sonra Belçika’nın en büyük şehri olan Antwerp, özellikle gelecek vaat eden tasarımcıların açtığı konsept mağazalarla şu sıralar ön plana çıkmış durumda. Buna Belçika’nın pırlantaları, waffel’ları, Moules-Frites’leri ve çikolataları eklenince, Avrupa’da alternatif seyahat arayanların burayı tercih etmesini beklemek gerek.

VİETNAM: Uzakdoğu’ya henüz ayak basma şansım olmadı. Genelde bu bölgede Bangkok, Tayland, Singapur gibi seyahat durakları ön plandadır. Geçtiğimiz günlerde Back-up tarafından gönderilen bir maildeki Vietnam turu dikkatimi çekmişti. Özellikle otel resimlerini görünce gerçekten doğru olup olmadığını internet üzerinde kısa bir araştırmayla kontrol ettim. Gördüğüm kadarıyla Hoi Chi Minh City (eski adıyla Saigon) ve Halong Bay’de 5 yıldızlı konsept otellerde artış var. Bütçesel anlamda da diğer Uzakdoğu duraklarına göre daha uygun olduğu yorumlarını okudum. Ek olarak Türk Hava Yolları, 29 Aralık 2010 itibariyle Bangkok aktarmalı Hoi Chi Minh City’e uçuşlarının planlandığını duyurmuştu. 2011 içerisinde Türkiye’den Vietnam’a olan turlarda artış olacağını tahmin ediyorum. Vietnam’ın adını bu sene daha sıklıkla duymamız bence muhtemel.

KÜBA: Küba için “Değişmeden mutlaka görün.” cümlesini eminim çok sayıda kişiden duymuşsunuzdur. Bu ülkeye giden arkadaşlarımla sohbet ettiğimde Havana’nın tarihi dokusu ve Varadero’nun plajları için çok olumlu izlenimler alıyorum. Amerika’nın da Küba’ya gidecek vatandaşlarına çeşitli serbestlikler vereceğini okudum. Bütün bileşenleri ele alınca Küba’nın bu sene ciddi sayıda turist çekeceğini tahmin ediyorum. Bizim açımızdan bu sene Ağustos ayındaki Şeker Bayramı öncesinde veya sonrasında alacağınız bir izinle uzun bir tatil fırsatı yaratılabiliyor. Bu sebeplerle 2011 içerisinde Küba yükselen ülkelerden olabilir.

Bu öngörüleri yaparken, esasında çeşitli parçaları birleştirerek anlamlı tahminler yapmaya çalıştım. Bir anlamda “2011’in Kare Ası” diyebileceğim dört adet şehrin yükselen trendler arasına girebileceğini düşünüyorum.

Bu şehirleri bizzat görmüş değilim, özellikle gidenlerin katkıları için şimdiden teşekkür ederim. Görüyorsunuz 2011 yılı için gezilecek, görülecek çok yerler var. :)

Neyse şimdi tatili düşünmeyi bırakıp işlerimize geri dönelim. :)

Yine bir “Tatil Dönüşü”

0

Posted on : 09-01-2011 | By : Çağdaş | In : Geziler & Keşifler

2011 yılının ilk tatil kaçamağını tamamlayarak bu akşam evimize döndük. :)

Fransa ile Venedik’in karışımı olan, çok beğendiğimiz Amsterdam‘la ilgili paylaşımlarımı yakın zamanda buradan sizlerle paylaşacağım.

Adet olduğu üzere bir tatilin daha sonuna gelmişken kendimize şu soruyu soralım:

Bir sonraki tatilde ne yapıyoruz? :) :)

Açık konuşmak gerekirse dönüş yolundayken uçakta bu sorunun cevabını çok düşündüm. Aklımda çeşitli fikirler var, ayrıca paylaşıp görüşlerinizi almak istiyorum.

Bu sırada sponsor desteklerine de açığız. :)

Küçük bir tatil kaçamağı…

1

Posted on : 05-01-2011 | By : Çağdaş | In : Geziler & Keşifler

Biliyorsunuz 2011 yılı UNESCO tarafından Evliya Çelebi Yılı olarak ilan edildi. Sizinle daha önce bu yazımda konuyla ilgili bazı görüşlerimi paylaşmıştım.

Hazır 2011 yılına henüz başlamışken, bu yılın hakkını verelim dedik. :)

Hem Evliya Çelebi’nin torunlarına gezmemek yakışır mı? :)

Bu yüzden eşimle beraber küçük bir tatil kaçamağı yapıp Amsterdam’a gidiyoruz. Avrupa’nın bu güzel şehrini elimizden geldiğince keşfetmeye çalışacağız. Bu sırada tavsiyeleriniz varsa paylaşırsanız sevinirim.

09 Ocak Pazar gününe kadar buralar sizlere emanet. Dönüşte yorumlarımı ayrıca paylaşacağım. :)

Kendi Kendine Satan Ürünler Yaratmak

1

Posted on : 02-01-2011 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

Coşkulu bir yeni yıl kutlaması sonrası Cumartesi gününü sosyal aktivitelere, Pazar gününü ise evde dinlenmeye ayırmıştım.

Hazır evde dinleniyorken geçtiğimiz günlerde aldığım, Alex Bogusky ve John Winsor’ın “Kendi Kendine Satan Ürünler Yaratmak (Baked In)” isimli kitabını okuyayım dedim.

Hep söylediğim bir şey vardır. Her kitap, okuduğu kişide farklı duygular veya fikirler uyandırır. Kitabı okumayı henüz tamamladım ve bu kitabın bende uyandırdıklarını, 2011 yılının bu ilk yazısında sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle kitap, 134 sayfa olduğu için hızlı bir şekilde okuyabiliyorsunuz. Alex Bogusky iyi bir reklamcı olduğu için kitabın dilini de rahat okunacak şekilde, araya ufak espriler de katarak, hazırlamış.

Değişen tüketici davranışları ve pazarlama dinamikleri karşısında, Bogusky ve Winsor’ın önermesi sıradan bir ürün tasarlayıp, sonraki aşamada ürünü pazarlamak üzerine bir hikaye yaratmakla uğraşmak yerine, tasarım ve pazarlamanın sürecin en başından bir araya gelerek bir ürün yaratmaları yönünde. Bir anlamda yenilikçi bir ürün ortaya çıkartıp pazarlamayı içine yerleştirmek. Doğal olarak böyle yaratılan bir ürün, bir anlamda “Kendi kendine satan” bir ürün oluyor.

Kitabın içerisinde bir şirketin bunu yapabilmesi için izlemesi gereken 28 kuraldan bahsediliyor. Neden bilmiyorum ama bu tarz kuralcı yaklaşımlar bana pek sempatik gelmiyor. Sanki bu kurallardan birine uymazsanız hiçbir şey yapamazsınız gibi bir hava yaratılıyor.

Normalde kitap okurken elimde geldiğince dikkatimi çeken noktaların altını çizmeye çalışırım. Kitabı alırken de Crispin Porter+Bogusky’nin şirket olarak büyümesini ve başarısını düşünerek, beklentilerimi yüksek tutmuştum. Açıkçası genel bilinen kuralların tekrarından öteye gidemeyen bir kitap olduğunu görünce (Örn. Topluluk yaratın, ilham verin, ürününüzü konuşturun vb…) biraz hayal kırıklığına uğradığımı söylemem lazım.

Bu tarz kitaplarda, sıklıkla “Deneyim” ibaresini okuyoruz. Kitabın iddialı bir ismi olunca, farklı şirketlerin veya yazarların deneyimlerini daha fazla okuyacağımı tahmin etmiştim. Sadece CP+B’nin Amerika’da MINI için yaptığı lansmanla ilgili birkaç paragraf dışında “Deneyim” başlığının altını dolduracak pek bir şey bulamıyorsunuz.

Kitabın kendi Twitter hesabı ve web sitesi var. Buradan varsa yorumlarınızı yaparak, güncel tartışmalara katılabilirsiniz. Kitabı satın almak yerine D&R veya Remzi Kitabevi gibi bir yerde koltukta oturup hızlıca göz atsanız bile bence yeterli olur.

Kitapta dikkatimi çeken, Geoffrey A.Moore’dan yapılan bir alıntıyı paylaşarak yazımı bitirmek istiyorum.

“Evrim, rekabet avantajı sağlayan yönlerimizi sürekli olarak yenilememizi ister. Sonsuza kadar yenilenmek, hırs değil tasarım özelliğidir. Bir strateji değil, bir koşuldur.”