Pazarlamanın Dijital Rotası

1

Posted on : 29-12-2011 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

29 Aralık 2012 tarihinde Bilgim Academy-Pazarlama sertifika programı içerisinde Bilgi Üniversitesi’nde yaptığım “Pazarlamanın Dijital Rotası” sunumuna SlideShare’den ulaşabilirsiniz.

Steve Jobs – Walter Isaacson

1

Posted on : 27-11-2011 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

Steve Jobs, 21.yüzyılın tartışmasız en önemli dahilerinden biri.

Apple’ın “Farklı Düşün” temalı reklamında söylendiği gibi, dünyayı değiştirebileceklerini düşünecek kadar çılgın olan ve bunu yapan bir insan.

Vefatı sonrasında ben de Walter Isaacson tarafından yazılmış biyografisini merakla bekliyordum ve sonunda okuma şansını buldum. Hep söylediğim gibi her kitap, okuduğu kişide farklı duygular veya fikirler uyandırır. Bu yüzden her olayı ve detayı anlatmadan dikkatimi çeken noktalarını paylaşıyor olacağım.

TUTKU VE ODAKLANABİLMEK: Tutku, her liderin başarıya ulaşmasındaki temel noktalardan biri aslında. Steve Jobs da aynı şekilde yaptığı işi büyük bir tutkuyla yapmış. Belki kontrol delisi olmasının temelinde bu tutkusu yatıyordu. Bunun dışında hedefi belirledikten sonra olağanüstü bir şekilde odaklanabilmesi Apple’ın bugün bulunduğu yere ulaşmasını sağlayabilmiş. Liderlik açısından bu iki kavramın önemi, biyografiyi okuyunca bir kere daha ortaya çıkıyor.

ŞİRKET DÖNÜŞÜMÜ: Apple’ın ilk büyük yatırımcısı ve yönetim kurulu başkanı Mike Markkula’nın önemli bir sözü var: “Kalıcı şirketler, kendilerini yeniden oluşturmayı bilen şirketlerdir.” Bu noktada adeta bir kelebeğin geçirdiği dönüşüm gibi, kendini yeniden oluşturabilmek bir şirket için hiç kolay birşey değil. Ancak burada da Steve Jobs’un ikna yeteneği ve vizyonu kendini göstermiş.

Şirketler için geleceği önceden hissedilmek ve hamlelerini bu doğrultuda yapmak, eğer gerekiyorsa bazı alanlardan vazgeçebilmek kısa vadede etkisini hissettiremeyebilir ancak uzun vadede çok kazandıracağını söylemek yanlış olmaz. Yine biyografide geçen ünlü hokeyci Wayne Gretzky’nin şu sözü zaten Apple için de bir ilham kaynağı olmuş: “Topun gittiği yere doğru kay, daha önce bulunduğu yere değil.”

LİDERLİK ANLAYIŞI: Steve Jobs, tarzı itibariyle insanlarla zıtlaşan, çoğunlukla insanları kıran ve inciten bir liderlik anlayışıyla Apple’ı yönetmiş. Özellikle gerçeği çarpıtma sahası methoduyla da insanları olamayacak şeyler için motive ederken, bu insanların hayal bile edemeyecekleri şeyleri başarabilmelerini sağlamış.

Genel liderlik kalıpları içerisinde bakıldığında bu yaklaşım iyi liderlik tanımına giremeyebilir, öyle değil mi?

Bu tarz kalıp kitaplarda liderin uzlaşmacı olmasına yönelik ibareler vardır. Ancak biyografiyi okuyunca zıtlaşmaktan korkan, kibar ve yumuşak başlı, aynı zamanda fazla uzlaşmacı liderlerin değişimi dayatmada ne kadar etkili olacağı tartışılır bir hale geliyor. Bu noktada uzlaşmacı yerine, yapıcı bir tartışma kültürü yaratıp zıtlıkları iyi yönetebilen liderler değişimleri daha hızlı gerçekleştirebilirler sonucuna varabiliriz.

Bunlara ek olarak Steve Jobs’un hoşuma giden ve üzerinde düşünülmesi gereken bazı sözlerini de paylaşayım:

*) “Müşteriler ne istediklerini biz onlara gösterene kadar bilmezler.”

*) “Ne yapmayacağına kadar vermek, ne yapacağına karar vermek kadar önemlidir.”

*) “Neden bahsettiğini bilen insanların Powerpoint’e ihtiyacı yoktur.”

Genel olarak akıcı dille yazılmış bu biyografiyi okumanızı öneririm. İşiniz ve kendiniz için ilham alınabilecek noktalar bulacaksınız :)

Veri Depolama Çözüm Yaklaşımları

0

Posted on : 24-04-2011 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

Günümüz IT dünyasının karşılaştığı en önemli zorluklardan biri, sürekli olarak artan şirket verilerini en efektif ve güvenli şekilde saklayabilmek.

İşim gereği vaktimin büyük çoğunluğunu şirket ziyaretleriyle geçiriyorum ve istisnasız her IT yöneticisinin bu zorluğa karşı çözüm arayışında olduğunu bizzat gözlemledim. Durum böyle olunca yeni paylaşımımı veri depolama alanındaki farklı çözüm yaklaşımları konusuna ayırdım.

Gartner, son yaptığı bir araştırmada 2009 yılında 0.9 Zettabyte olan dijital veri dünyasının, 2020 yılında yaklaşık 40 kat büyüyerek 36 Zettabyte seviyesine çıkacağını bildiriyor. (NOT: 1 Zettabyte = 1,000,000,000,000,000,000,000 bytes = 1 milyar Terrabyte) Şu anda bu yazıyı okurken bile veri miktarının ciddi oranda büyümekte olduğundan emin olabilirsiniz.

Şirketler açısından baktığımızda, artan veri miktarı, öncelikle yeni kapasite ihtiyacını doğuruyor. Mevcut donanımlara ek olarak veri depolama parkına yeni sistemler eklemek gerekiyor. Bunun dışında büyüyen veri yapısı, yedekleme (backup) sürelerinin de uzamasına sebep oluyor. Mesela mesai bitimiyle beraber başlayan günlük yedekleme işleminin ayrılan süre içinde tamamlanamadığını düşünelim. Ertesi gün mesai başladığında ve kullanıcılar yeni yarattıkları verileri sisteme dahil ettiklerinde, bir önceki günün yedekleme işlemi bitmediği için başta performans olmak üzere, sistem üzerinde çeşitli problemlerle karşılaşılacaktır. Bu senaryoyu eminim hiçbir IT yöneticisi istemez.

Bu noktada iki çözüm yaklaşımının ön plana çıktığını düşünüyorum:

Tekilleştirme (De-duplicaton): Çok basit anlamıyla verilerin sabit veya değişken büyüklüklerde parçalara bölünerek yedeklenmesidir. Aşağıdaki görsel bu işlemi en basit haliyle anlatıyor. Teknik detaylara girmek istemiyorum ancak tekilleştirme, mevcut donanımlarınızdan aldığınız performansı arttığı gibi ek yatırım maliyetini de çoğu durumda ortadan kaldırabiliyor. Son dönemde IT yöneticileri tarafından tercih edilen bir çözüm yaklaşımı.


-Görsel, eWeek.com sitesinden alınmıştır. –

Arşiv Datasının Ayrı Sistemlerde Tutulması: Birçok şirkette arşiv datası ile aktif datanın bir arada tutulduğunu görüyoruz. Durum böyle olunca, bu iki farklı data yapısı sürekli olarak aynı donanımlar üzerinde yedekleniyor. Bu noktada arşivleme ile veri yedeklemeyi birbirinden konsept olarak ayırmak gerek. Veri yedekleme (backup), iş sürekliliği için aktif olarak gereken dosyalarınızın, herhangi bir felaket durumunda geri çağrılarak sisteminizin ayağa kaldırılması için yaptığınız bir işlemdir. Arşivleme ise içeriği değişmez hale gelmiş (kayıt niteliği kazanmış), iş sürekliliğiniz için aktif ihtiyaç duyulmayan ancak yasal zorunluluk, kurumsal yönetim ilkeleri vb.. sebeplerden dolayı belli bir süre tutmanız gereken dosyalarınızın saklanmasıdır. (Örn. 5 yıl önceki bir iş planı, kapanmış bir müşteri dosyası gibi) Aktif data ile arşiv datasını bir arada tutmanız, size yüksek kapasiteli veri depolama ünitesi ihtiyacı olarak geri dönmektedir. Ancak arşiv datanızı, mevcut aktif datanızdan ayırmanız ve farklı bir kayıt ortamında tutmanız, yedekleme yapacağınız datanın miktarını azaltıp, yedekleme hızınızı arttıracaktır.
(NOT: Bu konuyu ayrı bir paylaşımda daha detaylı incelemek isterim. )

Teknoloji her geçen gün gelişiyor ve yeni yaklaşımlar piyasa sunulmakta. Dijital veri dünyasının böylesine yüksek bir oranda büyümesi, “Veri Depolama” başlığının IT yöneticilerinin ajandalarında daima üst sıralarda yer almasını sağlayacak gibi gözüküyor.

İçerik Sitesi Yolculuğu

0

Posted on : 06-03-2011 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

Geçtiğimiz aylarda bilimsel haberlere yer veren yeni içerik sitesi girişimimizden burada bahsetmiştim.

Sitemizin yayın hayatına başlamasının üzerinden yaklaşık 2 aylık bir süre geçti. Günden güne sitemizin daha da olgunlaştığını gözlemliyoruz.

Bunun üstüne internet girişimcisi Sn. Ersan Özer’in Digital Age dergisi web sitesindeki “İnternet’te içerik” ile ilgili yazısını okuyunca, içerik sitesi yolculuğumuzdaki deneyimlerimizi paylaşmak istedim. Özellikle içerik sitesi kurma fikri olan girişimcilere yön verebileceğini düşünüyorum.

Öncelikle bir içerik sitesi oluşturmak, içeriği kullanıcının oluşturduğu (user-generated content) sitelere göre daha zor. Bir defa sizin sürekli olarak özgün içerik yaratıyor olmanız gerekiyor. Kullanıcılar sitenizin konsepti doğrultusunda, kendilerine bir fayda sağlamak adına, sitenize tıklıyorlar. Bu noktada güncel ve özgün içerik sunamazsanız ziyaretçiler sitenize gelmemeye başlarlar. İçerik oluşturmanın yanına ek olarak “Siteye nasıl ziyaretçi çekebilirim?” sorusunu da düşünmeye başlarsınız. Şu durumda düzenli ve özgün içerik sunabilmek önemli bir faktör.

Katıldığım toplantılarda çoğu girişimcinin e-ticaret veya sosyal paylaşım alanlarına yönlendiğini gözlemliyorum. Hatta bu başlıklarda niş alanları tespit ederek rakiplerden farklılaşma istediği var. Bu bağlamda içerik sitesi oluşturmak daha zor (hatta kar edemeyeceğiniz) bir yol olarak gözüküyor.

İçerik sitelerinin temel amaçlarından biri dağınık haldeki bilgileri toparlamak. O yüzden seçtiğiniz alandaki tüm bilgi kaynaklarını düzenli olarak takip etmeniz gerekiyor. Güncel bir bilgi bulduğunuzda bunu mutlaka kendi süzgecinizden geçirerek duyurmanız lazım. Bu nokta Kopyala-Yapıştır sitelerden sizi ayıracaktır. Anlayacağınız içerik sitesi hazırlamak meşakkatli, sabır isteyen, uzun bir yolculuk. Kendinizi kafa olarak buna alıştırmanız, süreç içerisinde motivasyonunuzun düşmemesini sağlayacaktır.

Sn. Ersan Özer’in yazısında şöyle bir tespit var: “İçerikten para kazanılamadığı için kimse içerik üretmek için para harcamıyor.” Farklı bir bakış açısı getirmek adına kimse içerik üretmeye çalışmadığı için, gerçekten hakkını verecek bir içerik sitesi fikriniz varsa bu alanda rakipsiz olmanız içten bile olmaz. Ek olarak bu site üzerinden hatırı sayılır bir gelir elde etmeye başladığınızda ciddi bir başarı hikayesi (success story) yaratabilirsiniz.

İçerik sitesi yolculuğu belirttiğim üzere uzun bir yolculuk. Biz henüz bu yolun başındayız, gelişmeler oldukça sizlerle paylaşıyor olacağım. Bu sırada sizin paylaşmak istedikleriniz varsa her zaman tartışabiliriz.

Herkese kolay gelsin :)

Nintendo ve Mavi Okyanus Stratejisi

0

Posted on : 28-02-2011 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

Geçtiğimiz hafta gerek iş hayatına gerekse sosyal sorumluluğa yönelik olarak toplantılarla dolu geçen bir haftaydı.

İyiGirişim Zirvesi notlarımı sizinle daha önceki yazımda paylaşmıştım.

Bu yazımda da Nintendo Türkiye Genel Müdürü Sn. Hasan Çolakoğlu’nun “Mavi Okyanus Stratejisi” başlıklı sunumunu yaptığı Yeniköy Leo Kulübü’nün Şubat ayı toplantısı izlenimlerimi paylaşmak istiyorum.

Mavi Okyanus Stratejisi, W.Chan Kim ile Renee Mauborgne tarafından yazılmış, günümüz iş dünyasının önemli kitaplarından biri.

Kim ve Mauborgne, rekabetin fazla olduğu, birçok firmanın aynı ürünle aynı müşteri kitlesine saldırdığı ortamı Kırmızı Okyanus (Red Ocean) olarak nitelendiriyor. Kırmızı Okyanus (Red Ocean) tam anlamıyla fiyat ve promosyon rekabetinin hakim olduğu bir alan ve bu alanda yüksek karlılıklardan bahsetmek çok olanaklı değil.

Mavi Okyanus (Blue Ocean) ise mevcut rekabetin sınırları dışında, yeni talep oluşturup rakipsiz olarak ilerleyebileceğiniz bir alan. Bu alanda yer alarak farklılaşma ve maliyetlerinizi o doğrultuda azaltma şansınız var. İşte Kim ve Mauborgne, bu stratejiyle farklılaşan firmaların nasıl başarıya ve yüksek karlılığa (dolayısıyla da büyümeye) ulaştıklarını kitaplarında anlatıyorlar.

Bu stratejiyi kullanarak rekabette öne geçen firmalardan bir tanesi de Nintendo. Bu noktada sunumdan notlara geçelim ve Nintendo bu stratejiyi nasıl uygulamış daha iyi anlayalım:

*) 2001 ve 2002’li yıllarda oyun pazarı incelendiğinde TV konsolları tarafında Playstation, cep konsollarında ise GameBoy ön planda gözüküyor. Bu noktada Sony rekabette ön sıralarda yer alıyor.

*) Sony Playstation konsolunda çok sayıda tuş var. Oyun deneyimini maksimum düzeyde yaşamak için bu tuşların fonksiyonlarına iyi bir şekilde hakim olmanız gerekiyor. İşte bu noktada Nintendo şu sorunun cevabını aramaya başlıyor:

“Tuşları tam anlamıyla bilmeyen kullanıcılara oyun deneyimini en iyi nasıl yaşatırım?”

Bu soru doğrultusunda Nintendo, kullanıcıları doğrudan oyuna entegre edecek ürünler çıkartmaya karar veriyor ve rekabet farklı bir ortama doğru kayıyor. Artık Playstation karşısında Nintendo Wii’yi görmeye başlıyoruz.

*) Nintendo Wii, dünya genelinde şu ana kadar 85 milyon adet satmış durumda. Bu rakam Xbox ve PS3 satışları toplamından fazla. Bu başarının arkasından kadınları da oyun sürecine dahil etmek adına Nintendo Wii Fit piyasaya çıkıyor.

*) İlk dokunmatik ekranlı taşınabilir oyun konsulu Nintendo DS’de 2005’te piyasaya çıkıyor. O tarihten bu yana toplam satış rakamı 130 milyon.

Göreceğiniz üzere Nintendo bir Mavi Okyanus alanı yakalayarak rekabetten uzaklaşmayı başarıyor. Şu an gelinen noktada Nintendo Wii’ye karşı Sony, Playstation Move ile cevap vermeye başladı. Microsoft Xbox’un da benzer bir hareket sensörünü (Kinect) konsoluna entegre etmiş durumda. Yani Mavi Okyanus yavaş yavaş kırmızı olmaya başlıyor.

Nintendo Wii Fit’e sahip bir kullanıcı olarak bir arkadaşımızın evinde Sony Playstation Move deneyimleme şansım oldu. Açıkçası Nintendo kadar pratik ve eğlenceli olduğunu söyleyemeceğim. Algı olarak PS3 bana daha çok bireysel olarak oyun oynayabileceğiniz bir konsol olarak geliyor. (Örn. God of War) Bunun dışında futbol oyunlarında ise görüntü kalitesiyle rakipsiz. (Örn. PES 2011)

Ancak eşinizle veya arkadaş grubunuzla keyifli vakit geçirmek isterseniz Nintendo Wii daha fazla eğlence vaat ediyor. (Not: Biz eşimle daha çok Wii Fit oyunlarıyla, Just Dance 2 oynamayı tercih ediyoruz.)

Hazır Nintendo’dan bahsediyorken 3 boyutlu oyun ve film deneyimi yaşatacak Nintendo 3DS’in 25 Mart’ta ülkemizde satışa çıkacağının müjdesini verelim. 09 Mart’ta 3DS için İstinye Park’ta düzenlenecek bir organizasyonda ürünü yakından görme şansınız olacak.

Konumuza dönersek Nintendo, Mavi Okyanus Stratejisi’ni başarıyla uygulamış bir firma. Ancak rakipler Mavi Okyanus’ta sizi yalnız bırakmıyor ve yüzdüğünüz alan yavaş yavaş kırmızıya dönmeye başlıyor.

Oyun konsollarının ömürlerinin 5 ile 7 yıl arasında değiştiğini düşünürsek Nintendo yeni Mavi Okyanus’lar keşfetmeye devam edecek gibi gözüküyor.

İyiGirişim Zirvesi Notları

3

Posted on : 23-02-2011 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

Endeavor Türkiye ile tanışmam 2006 yılına dayanıyor.

Hürriyet Gazetesi Ekonomi sayfasında tesadüfen gördüğüm bir haberle Endeavor hakkında bilgi sahibi olmuş ve Türkiye’de faaliyetlerine başladığını öğrenmiştim. O dönemde girişimcilik kavramı bugünkü kadar yoğun konuşulmuyordu ve bu yüzden haber dikkatimi çekmişti. (Hatta web siteleri üzerinden telefonlarına ulaşarak kendilerini Ulus’ta yer alan ilk ofislerinde ziyaret etmiştim.)

Ülkemizde girişimcileri desteklemek adına önemli derneklerden biri olduğunu düşündüğüm Endeavor Türkiye’nin çalışmalarını o günden bu yana takip ediyordum. Bu noktada TÜSİAD ile ortaklaşa bir zirve düzenleyecekleri haberini alınca katılım kaçınılmaz oldu.

Zirvenin altında TÜSİAD ve Endeavor Türkiye imzaları olunca networking anlamında önemli bir ortam sağlandığını söyleyerek başlamam lazım. Zaten zirvenin manifestosunda da ilk madde “NETWORKING”. Özellikle bir girişimci adayıysanız bu kavramın ne kadar önemli olduğunu anlatmaya gerek yok. Bu açıdan zirvenin bu ortamı fazlasıyla sağladığını söylemeden geçmeyeyim.

İyiGirişim Zirvesi’nde önemli konuşmacılar vardı. Aldığım bazı notları, kendi bakış açımla yorumlayarak paylaşmak isterim:

*) Global Entrepreneurship Monitor (GEM) raporuna göre Türkiye’de her 100 kişiden sadece 8 tanesi girişimci. Yakın bölgemizde yer alan Bulgaristan, Romanya ve Gürcistan’ın gerisindeyiz. Ekonomik olarak büyüdüğümüzü söylesek de girişimcilerimize büyüyebilecekleri bir ortamı sağlayamıyoruz.

*) Girişim sermayesinde eksen Asya & Pasifik ülkelerine doğru kaymış durumda. Kuzey Amerika’da ise ağırlıkla teknoloji şirketlerine yatırım yapılıyor. (NOT: Güney Kore dikkat edilmesi gereken ülkeler arasında. )

*) Networking sohbetlerinde girişimcilerin ağırlıkla sosyal ağlar üzerinde proje geliştirdiklerini gözlemledim. Facebook’un yakaladığı başarı sonrası niş alanlara hitap eden sosyal ağ projeleri artmaya başlamış. Her yeni çıkan yeniliği hızlı bir şekilde tükettiğimizi düşününce yeni çıkacak bu tarz sosyal ağların ne kadar uzun ömürlü olacağını düşünmeden edemedim.

*) Dijital pazarlama anlamında gençlere nasıl ulaşılacağının yöntemleri paylaşılırken bence önemli bir içgörüden bahsedildi: KENDİLERİNİ ANLATMAK. Gençler, sürekli olarak kendilerini anlatma ihtiyacı içerisindeler ve buldukları her türlü içeriği paylaşarak kendilerini ifade ediyorlar.

*) Türkiye’de mobil uygulama pazarının yaklaşık 150 milyon Amerikan Doları mertebelerinde olduğu tahmin ediliyor. Ancak hali hazırda pazarın mevcut büyüklüğü 1 milyon Amerikan Doları seviyesinde. Mobil uygulamalar konusunda, başarılı örneklere rağmen, halen emekleme evresindeyiz. 2011 ve hatta 2012’de mobil uygulamaları daha fazla konuşacağız gibi gözüküyor.

*) Zirvenin konuk konuşmacısı, Young World Rising kitabının yazarı Rob Salkowitz’in genç dünya girişimcileri üzerine örnekleri dikkat çekiciydi. Ülkemizin genç nüfusunu her fırsatta anlatırız ama sayısal olarak bazı önemli veriler mevcut. Türkiye’nin ortalama yaşı 28. Avrupa Birliği’nde bu ortalama 40.3. Öte yandan Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin yaş ortalamaları ise 20-25 aralığında seyrediyor. Özetle bizden genç ülkeler için model olabilecek, bizden yaşlı ülkelere de taze kan olabilecek bir potansiyeldeyiz. Gençlerimizi biraz daha girişimci olmaları için teşvik edersek önümüzde yeni fırsatlar açılacağı aşikar. Bu noktada Rob Salkowitz’in konuşmasında gençlerin daha çok olmasını arzu ederdim. Paylaşılan örneklerin bizden çıkmaması için hiçbir sebep yok. Endeavor Türkiye’nin yerinde olsam, hazır buraya kadar gelmişken, Rob Salkowitz’i birkaç üniversiteye götürerek gençlere bu konuşmayı yapmasını ve ilham vermesi sağlardım.

*) Zirvenin önemli tespitlerinden bir tanesi Türkiye’de girişimcilerin yatırımcılara bir çıkış stratejisi (exit strategy) perspektifi sunamamalarıydı. Sorulan sorulardan gördüğüm kadarıyla girişimcilerimiz işin kolayına kaçmaya, yatırımcıdan çok finansör bulmaya daha çok eğilimliler. Herkes bir şekilde taze para bularak bir yerlere gelmeyi istiyor, ama yatırımcıya uzun vadede bir perspektif sunulmuyor.

Zirvenin özetini ise sunumlarda kullanılan şu sözler ile yapalım:

- Girişimciyseniz, başarısızlıktan utanılacak bir durum yoktur. (Rob Salkowitz)

- Yaptıklarınızdan değil, yapamadıklarımızdan sorumlu tutuluruz. (Moliere)

Her yönüyle girişimcileri ilhamlandıran bir zirveyi bitirirken, İyiYatırımcı zirvesinin de yakın zamanda düzenleneceği bilgisini aldık.

İçinizdeki girişimci ruhun her zaman dinç kalması ve İyiGirişim‘lere imza atmanız dileklerimle :)

Young Guru Academy Nostaljisi

0

Posted on : 17-02-2011 | By : Çağdaş | In : Havadan Sudan, İş Dünyası

Hasta olup evde dinlendiğim zamanlarda televizyon seyredip, kitap okumak dışında vakit geçirecek pek bir şey bulamam.

Bu hafta malum grip salgınından etkilenip 2 gün evde kalınca, yine oyalanacak bir şeyler aradım. Tam bu sırada uzun bir süredir bakmadığım, eski bir defterimi buldum. 2003 yılında düzenlendiği ilk sene katıldığım Young Guru Academy organizasyonunda tuttuğum not defterim…

Young Guru Academy’e Hürriyet gazetesindeki tanıtımdan başvurmuştum. İlk aşamayı geçen adaylarla ikinci aşamada mülakat yapılıyordu. Mülakatı geçtikten sonra telefonla organizasyona katılmaya hak kazandığımı söylediler ve bir Pazar akşamı Saklıköy’e doğru yola çıkıp 1 haftalık seminerler dizisine başlamıştık.

Hazır defteri bulmuşken, biraz da nostalji olsun diye, şöyle bir göz atayım istedim. Her sabah seminerler başlamadan önce “Digest Session” dediğimiz bir bölüm olurdu. Herkes bir önceki gün aldığı notları paylaşır, fikir alışverişi yapılırdı. O dönemden bazı notları aynı mantık içerisinde paylaşmak isterim:

*) Tüketicinin kafasında net bir imajınız olsun istiyorsanız, önce kendi kafanızda imajınızı netleştirin. (Levent ERDEN.)

*) Bildiklerim bilinebilecekler, yaptıklarım yapılabilecekler önündeki engellerdir.
(Tınaz TİTİZ)

*) Başarının önemli 2 kriteri: Benzersiz fikir ve sosyal çevre (Sinan YAMAN)

*) Fırsat kaçıran insan çoktur ancak fırsatın kaçırdığı insan yoktur. (Sinan YAMAN)

*) Duygusal hesaba yatırım yapmak (Mehmet ÜNAL)

Notların bir kısmı bu şekilde. Aslında her biri tek başına birer yazı olacak çok sayıda not var, onları da ayrıca paylaşırım. :)

Young Guru Academy tamamlandıktan hemen sonra “Okuyup guru olacaklar.” başlığıyla Milliyet Gazetesi Pazar ekinde yer almıştık. :) Gerçekten zihin açıcı bir organizasyondu, kendi adıma değerli bilgiler edinmiştim. (Hatta MBA yapmaya da, burada aldığım motivasyonla karar vermiştim.)

Organizasyonun fikir önderliğini yapan sevgili Sinan Yaman – Sinan Abi – organizasyonun daha da büyüyerek uluslararası platforma da yayılmasını hayal ediyordu. Bugün geldiği noktada Young Guru Academy bu hayalini gerçekleştirdi.

O dönemleri hatırlamak iyi geldi.

Hayalleriniz varsa korkmayın, bakarsınız gün gelir gerçek olurlar. :)