Yeni İçerik Sitemiz – Bilimania.com

3

Posted on : 19-01-2011 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

Yeni başlayan bir yıl, her zaman beraberinde yeni bir dinamizm getirir.

Bizde şirket olarak bu dinamizm doğrultusunda 2011 başı itibariyle yeni bir içerik sitesini hayata geçirdik: Bilimania.com

Malum 2010 yılı ülkemizde internet girişimleri konusunda gerçekten hareketli bir yıl oldu. Özellikle grup satın alma alanında ciddi yatırımlar gözlemledik. Fakat bütün bu gelişmeler olurken farklı bir sorunun cevabı sosyal medya ve forum sayfalarında aranıyordu:

İçerik siteleri böylesi bir ortamda başarılı olabilir mi?

Biz bu sorunun cevabının “Evet” olduğunu düşündüğümüz için, içerik anlamında kopyala-yapıştır sitelerden farklı olmasını hedeflediğimiz bir site yapmaya karar verdik. Ülkemizde bilim meraklılarına yönelik Türkçe bir web sitesinin boşluğunu hissedenlerden aldığımız geri bildirimler doğrultusunda ana fikrimizi BİLİM olarak belirledik. Bu noktada TÜBİTAK’ta uzun yıllar görev almış Sayın Prof. Dr. Fuat İNCE’nin fikir önderliği ve içerik desteği doğrultusunda yoğun bir şekilde çalıştık ve artık sitemiz sizlerle buluşuyor.

İçerik sitesi hazırlamak gerçekten emek isteyen bir süreç. Güncel bilgileri takip etmeniz, hızlı olmanız ve en önemlisi ziyaretçilerinize her siteye girdiklerinde yeni bir içerik sunmanız gerekiyor. Bu noktada içerik ekibimiz, farklı kaynaklardan aldığı haberleri doğrudan yayınlamak yerine kendi süzgeçlerinden geçirip yorumlarını ekleyerek paylaşıyor.

Yolumuz uzun. Bu süreçte yorumlarınız ve katkılarınız için şimdiden teşekkür ederim. :)

P.S. (1): Bilimania.com’u Twitter ve Facebook’tan da takip edebilirsiniz.

P.S. (2): İçerik siteleriyle ilgili olarak Webrazzi’de yayınlanmış bu yazıyı okumanızı tavsiye ederim.

Kendi Kendine Satan Ürünler Yaratmak

1

Posted on : 02-01-2011 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

Coşkulu bir yeni yıl kutlaması sonrası Cumartesi gününü sosyal aktivitelere, Pazar gününü ise evde dinlenmeye ayırmıştım.

Hazır evde dinleniyorken geçtiğimiz günlerde aldığım, Alex Bogusky ve John Winsor’ın “Kendi Kendine Satan Ürünler Yaratmak (Baked In)” isimli kitabını okuyayım dedim.

Hep söylediğim bir şey vardır. Her kitap, okuduğu kişide farklı duygular veya fikirler uyandırır. Kitabı okumayı henüz tamamladım ve bu kitabın bende uyandırdıklarını, 2011 yılının bu ilk yazısında sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle kitap, 134 sayfa olduğu için hızlı bir şekilde okuyabiliyorsunuz. Alex Bogusky iyi bir reklamcı olduğu için kitabın dilini de rahat okunacak şekilde, araya ufak espriler de katarak, hazırlamış.

Değişen tüketici davranışları ve pazarlama dinamikleri karşısında, Bogusky ve Winsor’ın önermesi sıradan bir ürün tasarlayıp, sonraki aşamada ürünü pazarlamak üzerine bir hikaye yaratmakla uğraşmak yerine, tasarım ve pazarlamanın sürecin en başından bir araya gelerek bir ürün yaratmaları yönünde. Bir anlamda yenilikçi bir ürün ortaya çıkartıp pazarlamayı içine yerleştirmek. Doğal olarak böyle yaratılan bir ürün, bir anlamda “Kendi kendine satan” bir ürün oluyor.

Kitabın içerisinde bir şirketin bunu yapabilmesi için izlemesi gereken 28 kuraldan bahsediliyor. Neden bilmiyorum ama bu tarz kuralcı yaklaşımlar bana pek sempatik gelmiyor. Sanki bu kurallardan birine uymazsanız hiçbir şey yapamazsınız gibi bir hava yaratılıyor.

Normalde kitap okurken elimde geldiğince dikkatimi çeken noktaların altını çizmeye çalışırım. Kitabı alırken de Crispin Porter+Bogusky’nin şirket olarak büyümesini ve başarısını düşünerek, beklentilerimi yüksek tutmuştum. Açıkçası genel bilinen kuralların tekrarından öteye gidemeyen bir kitap olduğunu görünce (Örn. Topluluk yaratın, ilham verin, ürününüzü konuşturun vb…) biraz hayal kırıklığına uğradığımı söylemem lazım.

Bu tarz kitaplarda, sıklıkla “Deneyim” ibaresini okuyoruz. Kitabın iddialı bir ismi olunca, farklı şirketlerin veya yazarların deneyimlerini daha fazla okuyacağımı tahmin etmiştim. Sadece CP+B’nin Amerika’da MINI için yaptığı lansmanla ilgili birkaç paragraf dışında “Deneyim” başlığının altını dolduracak pek bir şey bulamıyorsunuz.

Kitabın kendi Twitter hesabı ve web sitesi var. Buradan varsa yorumlarınızı yaparak, güncel tartışmalara katılabilirsiniz. Kitabı satın almak yerine D&R veya Remzi Kitabevi gibi bir yerde koltukta oturup hızlıca göz atsanız bile bence yeterli olur.

Kitapta dikkatimi çeken, Geoffrey A.Moore’dan yapılan bir alıntıyı paylaşarak yazımı bitirmek istiyorum.

“Evrim, rekabet avantajı sağlayan yönlerimizi sürekli olarak yenilememizi ister. Sonsuza kadar yenilenmek, hırs değil tasarım özelliğidir. Bir strateji değil, bir koşuldur.”

Blogspot’tan .Com’a – Çağdaş’ın Bakış Açısı

0

Posted on : 04-12-2010 | By : Çağdaş | In : Havadan Sudan, İş Dünyası

Blog maceram 2005 yılında Blogspot uzantılı oluşturduğum sayfam üzerinde başlamıştı.

Hatırlıyorum da ilk yazımı yazdıktan sonra büyük bir heyecanla sayfamın adresini arkadaşlarıma mail atmıştım. Yorumlar geldikçe motivasyonum artmıştı. :)

Daha sonra araya yüksek lisans, askerlik, evlilik, iş koşuşturması girince Blogspot sayfam uzun bir süre tek yazı ve tek yorum içeren şekliyle kaldı. 2009 yılı Mayıs ayında yeni bir enerjiyle sayfama tekrar hareket vermiştim.

Bu senenin Mayıs ayında ajans sonrası başladığım yeni kariyer yolculuğumla beraber internet operasyonlarıyla daha yoğun bir şekilde ilgilenmeye başladım. Durum böyle olunca, çıtayı biraz daha yükseltmek adına şu anda içinde olduğunuz sayfaya taşındım.

WordPress temaları, sayfa güncellemeleri, Google Analytics kodları derken keyifli bir süreç içerisinde blog yazma motivasyonum artmaya başladı ve düzenli olarak kendi bakış açımdan paylaşımlarda bulunuyorum. Sizlerden gelen yorumlar beni motive etmeye devam ediyor. Bu vesileyle öncelikle sayfamı takip eden okuyuculara teşekkür etmek isterim. :)

Cuma akşamı beni motive eden bir başka olay daha oldu. Digital Age dergisi Aralık sayısını okurken Dijilay Abla’nın köşesinde Ayın Blogu olarak kendi sayfamı gördüm. :) Dijital dünyanın nabzını tutan böyle bir dergide sitemi görmek beni inanılmaz mutlu etti. Buradan sevgili Dijilay Abla’ya köşesinde bana yer verdiği ve güzel yorumları için teşekkür ediyorum. :) :)

Artan bir ivmeyle sitemin çıtasını daha da yükselteceğim. Şimdiden 2011’in “Çağdaş’ın Bakış Açısı” için çok iyi bir yıl olacağını hissediyorum.

Bu sırada her türlü yorum ve katkılarınızı “Çağdaş Önen” sayfasındaki mail adresim ve sosyal medya izlerim üzerinden benimle paylaşabilirsiniz.

Sevgilerimle :)

İnternette Başarı Üçgeni

0

Posted on : 27-10-2010 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

Son dönemde ağırlıklı olarak gezi ve spor ağırlıklı paylaşımlarda bulunmuştum.

Mevcut kariyerimde internete yönelik projeler üzerinde çalıştığım için, bu sefer internet dünyasına yönelik bir şeyler yazmak istedim.

İnternetin önemini anlatmak veya internette hangi alanda fırsatlar olduğunu yazmak niyetinde değilim. Şu ana kadar olan gözlemlerime dayanarak bu alanda başarılı olmak için önemli olduğunu düşündüğüm 3 kriteri paylaşacağım:

SÜREKLİLİK: İnternetin hızına yetişmek gerçekten zor. Durum böyle olunca kullanıcılarda ciddi bir seçenek bolluğu içerisinde internette geziniyorlar. Başladığınız bir projede (sitede), her açıdan sürekliliği sağlayamazsanız çok kısa bir süre içerisinde ilgi azalacaktır. İlgi azaldığı noktada eski noktaya geri dönmek pek kolay olmadığından başarısızlık kaçınılmaz olur. Sürekliliği sadece içerik girmek olarak düşünmeyin. Projenizin (sitenizin) her türlü gelişiminin sürekliliğini kast ediyorum. (Örn. Site tasarımı, altyapı geliştirme, siteye yeni özellikler eklenmesi) Bu yüzden internet konusunda iyi bir fikir yerine sürekliliği olan iyi bir fikir bulmak bence daha doğru.

MODEL: Geçtiğimiz günlerde Bilişim Zirvesi’nde Bilgi MBA’den hocam Levent Erden’in konuşmasını dinledim. Yeni medyaya yönelik konuşmasında kendi tabiriyle “Modeli bulan malı götürecek.” dedi. :)
Doğru bir model ile başarılı olmuş çok sayıda proje var. (Bkz. Groupon modeli) Farklılaşmanın zorlaştığı şu dönemde modeliniz sizi bir adım öne çıkartabilir. O yüzden fikir düşünürken modeli de oluşturmak gerekiyor. Gözlemlediğim kadarıyla iyi bir internet fikrini olduğunu söyleyenlerin çoğunluğunun bir modeli yok. Bunun sebebi uzun vadeli gelir kazanmayı amaçlamak yerine bir anlamda vur-kaç taktiğiyle ortaya konulan fikri yüksek meblağlara satmak olabilir mi?

İÇERİK: İnternet dünyasının hızlı olması, bir projenin (sitenin) klonlarının da hızlı bir şekilde ortaya çıkmasına sebep oluyor. Farkındaysanız birçok sitede kopyala-yapıştır içerik mevcut. Artık kullanıcılar özgün içeriğin peşine düştüler. comScore’un Ağustos 2010 verilerine göre blogların daha geniş kitlelere ulaşıyor olması da bence bunun bir göstergesi. Kendi adıma yeni bir internet projesi yapacak olsam niş bir alanda içerik üretmeyi tercih ederdim. Bakarsınız bir sürpriz yapabilirim :)

Özetlemek gerekirse doğru model, süreklilik ve özgün içerik üçgenini yakalarsanız internette başarılı olmamanız hiçbir sebep yok.

Kazara Milyarder olmak!

0

Posted on : 26-09-2010 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

Ben Mezrich ile tanışmam 21’i izlememle başladı. HarvardLas Vegas ve Bol Para üçgeninde kurulmuş son derece akıcı bir hikayesi vardı. Başarılı filmlerden biridir.

Daha sonra Rigged isimli kitabını okudum. Bu kitapta Mezrich’in iyi kitaplarındandır. Bu sefer Harvard Business SchoolNew York Emtia Borsası (NYMEX) ve Dubai (Petrol) üçgeninde gerçek olaylara dayanan olaylar zincirinde kendinizi bulursunuz.

Bu bakış açısıyla Facebook ve Ben Mezrich isimleri bir araya gelince Kazara Milyarder (Accidental Billionaire) kitabını okumak kaçınılmaz oldu.

Kitap temel olarak Facebook’un kuruluş hikayesini anlatıyor. Hikaye tadında yazılmasına rağmen o döneme şahit olmuş kişilerin katkılarıyla böylesine büyük bir iş fikrinin nasıl kurulduğuna dair önemli ipuçları elde ediyorsunuz.

İşin içinde yine Harvard olunca insan ister istemez “Bu sefer ne tarz entrikalar ve ego oyunları göreceğiz?” diye kendine sormadan edemiyor. Sanırım bu kadar zeki insanı bir araya getirince uslu uslu durmalarını beklemek hata :)

Bu kitabı okuduktan sonra, söylenenlerin aksine, Mark Zuckerberg’in aslında çocuk olmadığını ve hırsları doğrultusunda ilerleyen biri olduğunu görüyorsunuz. Koyduğu hedefe, yakın arkadaşlarını harcamak pahasına da olsa ilerliyor. Sinsi bir kararlılığı var. Machiavelli (Makyavel)’in kulakları çınlasın :)

Başta da söylediğim gibi o döneme şahit kişilerin katkıları olduğu için olayları gerçek olarak nitelendirirsek girişimciler şu 2 önemli dersi çıkarmalı:

ORTAĞINIZI İYİ SEÇMEK: Mark Zuckerberg ve Eduardo Saverin iyi arkadaştılar. Ancak Zuckerberg’in hırsı Eduardo’yu büyük ortaklıktan atarken, uzun süren davalar sonucunda Eduardo şu anda şirketin %5’ine ortak durumda ve ismi kurucular listesinde geçiyor. Para kazanacağım dediğiniz bir işte beraber yola çıkacağınız kişinin sadece profesyonel yetkinliklere değil karakter özelliklerine de dikkat etmek gerekiyor.

“SÖZ UÇAR YAZI KALIR.” İLKESİNİ AKLINDAN ÇIKARMAMAK: Ciddi potansiyel olan bir iş fikrine yatırım yapacaksanız en baştan tüm şartlarda anlaşıp karşılıklı olarak imzalamak kritik öneme sahip. Verilen sözler tutulmazsa yasal anlamda kendinizi garantiye almış olursunuz.

Önceki kitaplarına göre daha sade olan ve çok hızlı bir şekilde okunabilecek bir kitap olmasına rağmen satın alıp okumak yerine yakında vizyona girecek “The Social Network” filmini izlemeniz bence daha iyi olur. Aşağıda filmin fragmanını izleyebilirsiniz.

ÖNEMLİ NOT: Etkili iş fikrine sahip olup bu yazıdaki derslere önem veren ve sonunda Kazara Milyarder olanlar sitenin sahibi Çağdaş Önen’e %5 pay vermeyi peşinen kabul etmiş olurlar. İşbu madde yazıyı okuyan herkes tarafından imza edilmiş sayılmaktadır. :)

Zappos – Mutlu Şirket Kültürü

0

Posted on : 12-09-2010 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

Tatilleri çok severim. Yeni yerler keşfetmek ve farklı bakış açıları kazanabilmek adına faydalı olurlar.

Son bayram tatilinde de uzun süredir elime geçmesini beklediğim Zappos’un CEO’su Tony Hsieh’in “Delivering Happiness” isimli kitabını okuma şansım oldu.

Her kitap, okuduğu kişide farklı duygular veya fikirler uyandırır. Bu yüzden her olayı ve detayı anlatmaktansa bende uyandırdıklarını paylaşmak daha doğru olacak diye düşünüyorum.

Öncelikle “Delivering Happiness” günlük konuşma diliyle yazılmış, okunması gerçekten çok rahat bir kitap. Klasik iş dünyası kitaplarından farklı olarak Tony Hsieh’in hayatından anekdotları ve bunların iş dünyasıyla olan bağlantılarını okuyorsunuz. Geçtiğimiz dönemde Amazon tarafından 1.2 milyar dolarlık bir değer karşılığında satın alınan Zappos’un başarısının arkasındaki temel öğe olan şirket kültürünü çalışanların da yorumlarıyla çok iyi bir şekilde gözlemliyorsunuz.

Peki bence bu kitaptaki önemli noktalar neler?

KENDİ DÜNYANI OLUŞTURMAK ve ONA İNANMAK: Gerek sosyal gerekse iş anlamında, ortak bir amaç uğrunda toplanmış ve en önemlisi birbirleriyle olmaktan keyif alan insanlardan kendine özgü bir dünya yaratabilirseniz başarılı olmak adına çok önemli bir adım atmış oluyorsunuz.

(NOT: Bu noktada örneğin Facebook’ta kurulan, çok sayıda üyesi olan ama hiçbir fonksiyonu olmayan kuru kalabalık gruplardan bahsetmiyoruz.Gerçekten değişim yaratabilen grupları anlatıyoruz.)

İşte böylesine bir dünya oluşturmanın temel çıkış noktası da DENEYİM’e dayanıyor. İlk aşamada az sayıda olan ancak ortak bir deneyim doğrultusunda bir araya gelmiş bir topluluk tahmin ettiğinizden de daha çok sayıya çıkabiliyor ve siz bu deneyim doğrultusunda kendi dünyanızı kurmuş oluyorsunuz. (Bkz. Starbucks örneği)

Bu dünyayı oluşturmakla iş esasında bitmiyor. Sizin de bu dünyaya sonuna kadar inanmanız gerekiyor. Bence Tony Hsieh’in de şirketiyle ilgili kritik karar aşamalarında kolay yerine daha zor kararları verebilmesi ve risk alabilmesinin sebebi kurduğu dünyanın – bu noktada Zappos çalışanları oluyor – mutlaka fark yaratabileceğine olan inancı yatıyor. Zaten sonunda olayların gidişatı da kendisini haklı çıkarıyor.

ŞİRKET KÜLTÜRÜ OLUŞTURMAK: Zappos inanılmaz bir şirket kültürüne sahip. Çalışanların geri bildirimleriyle oluşturulan şirket değerleri doğrultusunda kültüre yön verilmiş. Belirlenen bu değerler duvarlara asılmaktan ibaret kalmamış, Zappos Culture Book ismiyle çalışanlara dağıtılmış.

Bu kültür herkes tarafından o kadar benimsenmiş ki Zappos çalışanları şirket kültürü üzerine 2 günlük seminer programları yapıyor ve isteyen herkese şirket kültürü kitaplarını gönderip oluşturdukları kültürü paylaşıyorlar. Bende internet sitesi aracılığıyla kitabı talep ettim. Yaklaşık 4-5 hafta içinde geleceği söyleniyor. Geldikten sonra yorumlarımı paylaşacağım.

Şirket kültürü, özellikle yeni kurulan şirketler için çok önemli. Bu kültür sizin iş yapış tarzınızı belirliyor ve uzun vadeli rotanızda size kılavuzluk ediyor. Bence şirket kültürü konusunda hamuru ilk açan şirketin lideri, hamura şekil veren ise çalışanlar oluyor. Bu harmonide bir bozukluk olursa elinizde lezzetli bir yemek olmadığından bir köşede kendi halinde kalıyor. Aynı çerçeveyle duvara asılan değerler tabloları gibi…

Zappos’un maddi açıdan nakit akışına ihtiyaç duyduğu dönemlerde bile şirket kültürüne yatırım yapması, uzun vadede Zappos markasının nasıl buralara geldiği konusunda iyi bir ipucu veriyor. Tony Hsieh’in bahsettiği gibi şirketin marka değeri ve kültürü bir paranın iki yüzü gibi ve ikisi birbirlerini tamamlıyor.

Aklıma şöyle bir soru geldi: Özellikle maddi yatırımların geri dönüşlerin çok kısa sürede geri alınmasının beklendiği bir dönemde, çok uzun sürede geri dönüşü alınacak şirket kültürüne yatırım yapar mıydınız? Objektif düşünmeye çalışırsam kolay bir karar olmazdı.

Bu sırada şirket kültüründen bahsederken bir heves alıp henüz okumadığım Jesper Kunde’nin “Şirket Dini” kitabını da en hızlı şekilde okumaya karar verdim.

POZİTİF (MUTLU) OLMAK: İnsan mutlu olunca ve çevresindekileri de mutlu ettiğinde olayların gidişi de olumlu yönde olmuyor mu? Çok karamsar bir yönetici düşünün, her sabah işe geldiğinde “Bugün çok işimiz var, nasıl yetiştireceğiz?” diye güne başlıyor. Bu negatif enerji muhtemelen gün içerisindeki tüm işlerine etki ediyor, olmadık krizlerle uğraşıyordur. Siz mutlu olursanız, pozitif düşünürseniz ekibinizde pozitif olacaktır. Bu yoğun enerji önünüze çıkabilecek muhtemel kriz ortamlarında size destek olacaktır. Kolay olmadığını kabul ediyorum ama denemeye değer.

(NOT: Tony Hsieh’in kitabını bile okurken pozitifliğini hissediyorsunuz. Durum böyleyse Zappos çalışanlarındaki motivasyonu düşünemiyorum :) )

Özellikle rahat bir kitap okuyayım ve kendimi mutlu hissedeyim, işim konusunda pozitif duygulara kapılayım isterseniz bu kitap doğru bir seçim olabilir :)

Kitabı okuyacak vaktim yok diyenler buradan Tony Hsieh’in 1 saat 20 dakikalık videosunu izleyebilirler.

Mutlu şirket kültürü yaratabilmeniz dileklerimle :)

Mutlu Marka Deneyimi

2

Posted on : 10-08-2010 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

New York Times’da tüketicilerin mutluluğu bulmasını ve buna bağlı olarak para harcama eğilimlerinin değişmesini inceleyen güzel bir makale okudum. İlginç tespitler vardı.

Son dönemde yapılan bazı araştırmalara göre tüketiciler artık içinde deneyim olan ürünleri (Örn. Yemek dersi) sıradan ürünlere tercih ediyorlar.

Özellikle arkadaş çevreleriyle beraber yaşanılan deneyimler mutlaka insanların hatıralarına yerleşiyor. Hatıraların zaman geçtikçe anımsanması da tüketicilerin mutluluğunu arttırıyor. Sırf ilerde anımsanacak bir hatıraları olması için tüketiciler deneyim içeren ürünlere yöneliyor. İşte ekonomik kriz sonrası tüketicilerin satın alma davranışlarında gözlemlenen önemli eğilimlerden bir tanesi.

Bu yazıyı okuduktan sonra aklıma geçtiğimiz günlerde Grupanya üzerinden satın aldığımız çikolata kursu geldi. Daha önce benzer bir deneyim yaşamış arkadaşlarımızla beraber bu fırsatı satın aldık, hatta arkadaşlarımızdan bazıları sırf bu fırsat için Grupanya’ya üye oldu. Satın almamızın nihai amacı beraber yemek yapma deneyimiydi.

Groupon modeli siteler ilk açıldıklarında çeşitli restoranlarda indirimli menüler veya çeşitli mağazalarda – ağırlıkla kozmetik ürünler – fiyat indirimleri sunuyordu. Bu alanda ciddi anlamda firma yarışıyor. Yakın dönemde bu tarz deneyime yönelik fırsatları sunanların bir adım öne geçeceğini öngörmek çok zor değil.

Bu eğilim doğrultusunda markaların “Marka Deneyimi” konseptine de farklı bir gözle bakması anlamlı olacak. Kimse üzerine alınmasın ancak ürün gönderimi yaparak tüketicilere deneyimlerini yazdırmak veya konsept organizasyonlar düzenlemek artık sıradanlaşmaya başladı. Bu yaklaşımlarla tüketiciye anlık deneyimler yaşatılıyor ancak uzun vadede herhangi bir anımsanma olmuyor. İşin içine mutluluk unsurunu tetikleyecek birşeyler eklense markalar da tüketici zihinlerinde daha sağlam olarak yer almış olmaz mı?

Tüketicileri yakın çevreleriyle beraber ortak bir deneyim yaşatacak “Mutlu Marka Deneyimi” yaklaşımlarının çoğalması dileyelim.