Turkcell 2011 Blog Ödülleri Adaylığı

0

Posted on : 27-11-2011 | By : Çağdaş | In : Havadan Sudan, Sosyalleşmek

Blog dünyasına ilk adımımı 2005 yılında Blogspot uzantılı sayfamla atmıştım.

O dönemlerde aktif olarak kullanmadığım bloguma geri dönüşüm 21 Mayıs 2009 tarihinde olmuştu.

Ve o zamandan beri büyük bir keyifle paylaşımlarıma devam ediyorum. :)

Bu aşamada sizlere güzel bir haberim var. Turkcell 2011 Blog Ödülleri‘nde Kişisel Bloglar kategorisinde adayım. :)

Bu kategori için 2 Aralık 2011 tarihine kadar halk oylaması devam edecek. Oylama doğrultusunda ilk 10′a giren bloglar jüri değerlendirmesi aşamasına geçecek ve 2011′in en iyi kişisel blogları belirlenecek.

Blog dünyasının bu prestijli yarışmasında bana destek vermenizi rica ediyorum. Destek için yapılacak adımlar oldukça basit:

*) Blog Ödülleri sitesine girerek kayıt olmak. Sonrasında Kişisel Blog’lar kategorisinde bulunan Çağdaş’ın Bakış Açısı sayfasına oy vermek.

*) Benzer şekilde sayfama girdiğinizde hemen sağ tarafta göreceğiniz banner üzerinden de oyunuzu verebilirsiniz. Bunun için aynı şekilde Blog Ödülleri sitesine kayıt olmanız gerekiyor.

Şimdiden destekleriniz için çok teşekkürler :)

Hayatın “Mükemmel Renkleri” her zaman sizlerle olsun diyerek çok sevdiğim bir şarkıyı sizlere armağan etmek isterim. Sevgilerimle :)

Pizzanın Yeni Adresi

0

Posted on : 30-06-2011 | By : Çağdaş | In : Sosyalleşmek

Haziran ayı, etkinlikler açısından önemli bir aydır.

Babalar Günü, babamın doğum günü, eşimin doğum günü ve eşimle ilk buluşmamızın yıldönümü… Liste böyle uzayıp gider.

Bende eşimin doğum gününü fırsat bilerek kendisine yakın arkadaşlarımızla bir sürpriz hazırladım. Mekan olarak seçimim ise Sıraselviler’deki Pizzeria Trio oldu. Pizzayı çok seven biri olarak son dönemlerdeki en lezzetli pizzayı burada yediğimi söylemem lazım.

Biz gittiğimizde müşteri profili ağırlıklı olarak yabancı misafirlerden oluşuyordu. Bunun üzerine mekanın sevimli ambiyansını da ekleyince kendimizi bir an için İtalya’da pizza yiyor gibi hissettik desem abartmış olmam. :)

Pizzeria Trio’da pizzalar özel olarak ince hamur olacak şekilde taş fırında yapılıyor. Gerek başlangıçlar, gerekse salatalar çok başarılı gözüküyor. Eğer yolunuz düşerse dana carpaccio ile başlayıp, takiben güzel bir pizza ve yanında Piccini bölgesinden bir kadeh kırmızı şarap ile geceye devam etmenizi öneririm. Yemek sonrası tiramisu yemeyi de unutmayın. :)

Mekan çok fazla büyük olmadığı için öncesinde rezervasyon yaptırmanız gerekebilir. Eğer masalar doluysa, bazı mekanlar gibi müşterileri bekletmek yerine “Bu akşam doluyuz” denilmesi çok hoşuma gitti. Böylece yemeği rahat rahat yiyorsunuz, başınızda kalkmanızı bekleyen müşteriler veya garsonlar olmuyor.

Özetle İstanbul’da butik bir restoranda güzel bir pizza yemek isterseniz yeni adresiniz olarak Pizzeria Trio’yu kaydetmenizi öneriyorum. :)

Bon Appétit ;)

(Görsel, Pizzeria Trio web sitesinden alınmıştır.)

Auto Show 2010 izlenimleri

0

Posted on : 31-10-2010 | By : Çağdaş | In : Havadan Sudan, Sosyalleşmek

Auto Show’a en son 1999 yılında üniversiteye yeni başladığımda gitmiştim.

Üzerinden çok zaman geçmiş…

Artık bizim emektarı da değiştirme vakti geldiği için bu sene Auto Show’un yolunu tuttuk.

(P.S: Bu noktada sponsorum sevgili Bülent Önen’e de selamlarımı iletirim :) )

Fuarın ilk gününde açılışla beraber kendimizi içeri attık. Fuara gidecek olanların kesinlikle sabah erken saatlerde gitmesini öneriyorum. İlerleyen saatlerde kapıda ciddi yığılma oluyor.

Fuara özellikle 3 tane modeli görmek için gitmiştim. Volkswagen Yeni Jetta, Nissan Juke ve Alfa Romeo Giulietta.

Volkswagen Yeni Jetta, eski kasasına göre daha klas bir görüntüye sahip olmuş. Yeni kasayla Jetta’nın yuvarlak olan hatları biraz daha keskin hale getirilmiş. Özellikle önden bakıldığında Audi’yi anımsatan bir görüntüsü var. İçinin ne kadar geniş olduğunu anlatmama sanırım gerek yok. Hem prestij hem de aile arabası olarak rahatlıkla kullanılabilir.Yeni Jetta’nın Aralık ayı içerisinde satışa sunulması bekleniyor. Şu anda mevcut Jetta’larda bir kampanya var ama kesinlikle Yeni Jetta’yı beklemekte fayda var.

Nissan Juke, uzun süredir merak ettiğim bir arabaydı. Sonunda Auto Show’da görme şansını buldum. Tasarımı farklı bir araç olmasına rağmen özellikle arka bölümünün çok dar ve bagajının da çok küçük olduğunu belirtmem lazım. Aracın tavan yüksekliği arkaya doğru eğimli olarak indiği için arkada oturanlar biraz rahatsızlık hissedebilir. Nissan Juke üniversiteye yeni başlayan gençlere alınabilecek ideal bir araba bence. Aile arabası veya uzun yolculuklarda çok ideal olabileceğini düşünmüyorum. Ama reklamındaki gibi haylaz bir görüntüsü var. :)

Alfa Romeo Giulietta tam anlamıyla tarz bir araba. Hatchback olmasına rağmen arka bölümünde rahatlıkla 2 kişi oturabilir. Aynı şekilde bagaj hacmi Nissan Juke’a kıyasla daha geniş. Teknik özelliklere girmiyorum ama 1.4 motor ve 170 hp olan modeli hiç fena değil :) Alfa Romeo’ların gerçekten kendilerine has bir havası olduğunu söylemem lazım. Aynı reklamlarında söylediği gibi: “Ruhumuz olmadan hepimiz birer makinayız.”

Fuarda istemeden de olsa Hyundai standına da uğradım. Hatırlıyorum da henüz ilkokuldayken Doğan görünümlü Şahin bir arabamız vardı. Zaman zaman sürücü koltuğuna oturup oyun oynardım. Koltuğu boyuma göre ayarladıktan sonra dış dikiz aynalarının ayarlarını çubukla yapardım. 2011 model Accent’lerde de bu mekanizmayı görünce hem nostalji oldu hem de Hyundai’ler için “2000’lerin Şahin’i” diyen taksici arkadaşın kulağını çınlattım.

Porsche, Jaguar, Lamborghini ve Ferrari standlarını anlatmıyorum, Sayısal Loto’dan büyük ikramiyeyi kazandıktan sonra illaki bir tanesinden alırım. O zaman deneyimlerimi yazmam daha iyi olur. :)

Sevgiler…

NOT: Auto Show 2011′de iki günde 4 adet Ferrari satılmış. Bir tanesi benim satın aldığım iddiaları tamamen asılsızdır. :) :)

Çağdaş’ın Çikolata Fabrikası

1

Posted on : 16-10-2010 | By : Çağdaş | In : Sosyalleşmek

Mutfak Sanatları Akademisi (MSA) ile başlayan yemek yapma maceramıza yaz dönemiyle beraber bir süre ara vermiştik.

Bu süre zarfında tesadüfen Grupanya üzerinde Çikolata Fabrikası’nın bir fırsatını görmüştüm. Hem üzerinde sıklıkla konuşulan grup satın alma modelini denemek hem de çikolata yapmak adına fırsatın üzerine atladık ve geçtiğimiz günlerde kendimizi Teşvikiye’deki Çikolata Fabrikası’nda bulduk.

Öncelikle hemen belirteyim çikolata yapmak göründüğü kadar kolay değil.

İlk aşamada truffle yaparak başladık ve kuvertür çikolataları benmari yöntemiyle dengeli bir şekilde eritmemiz gerekti. Bunu yaparken ölçünün biraz kaçması tüm çikolatanın tadını bozabiliyor.

Tabi işlem eritmekle bitmiyor,eriyen çikolataları buzdolabında soğutuyoruz.Soğutmada da bir ölçü tutturmak gerek yoksa mikserle karıştırırken zorlanırsınız. Aynı şekilde son aşamada truffle’larınızı yuvarlayıp çikolata veya hindistan cevizine bulamak biraz zahmetli bir işlem.

Ne yalan söyleyeyim ben işin yapılan çikolataları yeme kısmını sevdim :)

Şaka bir yana çikolata yapmak insanı gerçekten mutlu ediyor, sürekli olarak yaptığınız çikolatanın tadına bakıyorsunuz. Endorfin seviyeniz muhtemelen tavana vuruyordur :)

Yaklaşık 3 saat kadar süren kursta bitter truffle, Hindistan cevizli ve beyaz çikolatalı coco truffle, üzerine kuruyemiş parçacıkları koyduğumuz bitter drop ile üzüm tanelerini çikolataya buladığımız Çikolata & Meyve Aşkı tariflerini yaptık. Üzümlü çikolata fena olmasa da ben şahsen çilekli çikolatayı tercih ederdim.

MSA’ya gitmiş biri olarak Çikolata Fabrikası’nın daha küçük bir yer olduğunu söylemem lazım. Derste toplamda 6 kişiydik ve sınıfların 10 kişilik olduğunu söylediler. 10 kişi oraya nasıl sığardı hiç bir fikrim yok. Ek olarak MSA’nın konforunu da bulamadığımı söylemeliyim.

Her şeye rağmen çikolata yapmak keyifliydi. Bakarsınız ilerde “Çağdaş’ın Çikolata Fabrikası” diye bir yer açarım :)

Yol Project ile keyifli geceler…

2

Posted on : 10-10-2010 | By : Çağdaş | In : Sosyalleşmek

Yaz günleri bitti, artık sonbahar kendini göstermeye başladı.

Malum havalar bozunca enerji seviyeleri de ister istemez düşüyor.

Peki şöyle keyifli bir gece geçirmek, Bon Jovi’den, Steve Miller Band’a, Santana’dan, Duman’a kadar günümüzün ve eskilerin Rock şarkılarıyla coşmak ve enerjinizi yükseltmek ister misiniz? :)

O zaman size Yol Project’i (Grup Yol) şiddetle tavsiye ediyorum.

Yol Project ile ilk olarak Moda Deniz Kulübü’nde doğum günümü kutlarken tanıştım. Sahnede şarkılarıyla olduğu kadar seyirciyle ve kendi aralarında girdikleri iletişimle de tempoyu düşürmeyen, son derece keyifli bir grup.

Bu hafta sonu yine çok yakın bir arkadaşımızın doğum günü için bu sefer Monc Suadiye’de (eski adıyla Jazz Stop) Zeki ve Orçun kardeşlerin Yol Project’ini dinledik. Yine harika bir gece geçirdik, ne yalan söyleyeyim özellikle eski şarkılarla coşmak iyi geldi, keyfimiz tavana vurdu. :)

Anadolu yakasında çalışmaya başladığımdan beri, özellikle Yol Project ile beraber, bu yakayı da keşfetmeye başladım. Yolunuz buraya düşmüyorsa hiç sorun etmeyin Yol Project’i Avrupa yakasında Ortaköy İstanbul Jazz Center’da da dinleyebilirsiniz.

Keyifli geceler geçirmeniz dileğiyle :)

P.S: Kim ne dersin, 80’lerin şarkıları ve ruhu gerçekten çok ayrıydı. O günleri hatırlamak adına Bon Jovi’den gelsin. “You give love a bad nameee!” :)

Le Petit Chef – İtalyan Mutfağı

1

Posted on : 14-07-2010 | By : Çağdaş | In : Havadan Sudan, Sosyalleşmek

Size geçen yazımda MSA maceralarımıza devam edeceğimizi söylemiştim. Ne de olsa insan yemek yapmanın keyfini alınca kolay kolay bırakamıyor. :)

Yaz Partisi yemeklerinden sonra bu sefer İtalyan Mutfağı’nı denedik. İlk olarak gorgonzola peynirli yedi yeşil salatası yaptık. Yeşil salatadan çok fazla haz etmem, nedense tadı biraz yavan gelir. Ama bu salatadaki gorgonzola peyniri ayrı bir tat vermişti.

Sonrasında parmesanlı fırında patlıcan yaptık. Açık konuşayım patlıcan sevmeyen biri olarak tadını hiç yadırgamadım, bildiğimiz patlıcan yemeklerinden çok farklı bir tadı vardı. Salatada söylediğim gibi peynir kimi yemeklere ayrı bir lezzet katıyor.

Dersin en heyecanlı kısmı hamurunu elimizle açtığımız ve makine aracılığıyla yaptığımız fettucineydi. Hamur makineden geçerken neredeyse 1.5 metreye kadar uzuyor. Pizza ustaları gibi hamuru havaya atmak istedim ama toparlayamam diye korktum. :) Hele ki safranı ve karidesi beyaz şarapla harmanlayıp makarnaya ekleyince tarifsiz bir yemek oldu. Benim gibi hamur işi seven birinden zaten makarnayı sevmemesi beklenemez değil mi? :)

Ve finalde mascarpone sabayon ile breeze ananas tatlısı yaptık. Fırında pişerken gelen güzel kokulardan bir ara kendimi kaybedecek gibi oldum. Zaten iyi bir tatlı, yenilen keyifli bir yemeğin crescendo’su değil midir? Lütfen bu cümlemin altını çizelim adeta gurmeler gibi yazmışım. :)

Kısaca her şeyiyle çok keyifli bir akşam geçirdik MSA’da. Kursun yaklaşık 4 saat sürdüğünü düşününce tatlı bir yorgunluk hissediyorsunuz ama değiyor. Ertesi gün işyerimdeki arkadaşlara yaptığım yemeklerden numuneler götürdüm. “Çok güzel olmuş” yorumlarını da alınca kendimi daha da mutlu hissettim. Darısı “Ben yemek yapamam” diyenlerin başına :)

Bon Appétit :)

Le Petit Chef – Yaz Partisi

0

Posted on : 10-07-2010 | By : Çağdaş | In : Havadan Sudan, Sosyalleşmek

Esasında her şey eşimin MSA’da tek günlük tatlı kursuna gitmesiyle başladı.

O akşam elinde yapmış olduğu bir torba tatlıyla geldiği zaman sevinçten havaya uçtuğumu hatırlıyorum. Yıllarını yemeğe vermiş biri olarak bir çırpıda hepsini yemiştim.

Tabi aynı haftasonu diyetisyenim “Bu hafta neler yaptık?” diye sorduğunda “Elmalı Strudel gibi hafif yiyeceklerle geçirdim.” cevabı beni kurtarmaya yetmemişti. :)

Eşimin MSA konusundaki referansları, benim yemek düşkünlüğümle birleşip üstüne arkadaş grubumuzdan da destek görünce bu hafta kendimizi “Yaz Partisi-1” programında bulduk.

İlk defa MSA’ya giden biri olarak ortamın çok güzel olduğunu söylemem lazım. Herkes bir istasyonda iki kişi çalışıyor. Tüm kullanacağınız malzemeler istasyonlarda mevcut. Size sadece önlüğünüzü ve şapkanızı takmak kalıyor. Açıkçası şef önlüğünü ve şapkasını takınca kendimi Michelin yıldızlı bir restoranın baş aşçısı gibi hissettim. :)

Şefimizin yönlendirmeleriyle çok güzel bir menü hazırladık. Önce vodkalı kavun gazpacho yaptık. Arkasından tatlı ekşi soslu mercimekli samosalara geçtik. Bu noktada tatlı ekşi sosu reçel kıvamında hazırlayarak eşimle yepyeni bir yaklaşım denemiş olduk. :) Sırasıyla picatta milanese soslu tavuk but parçaları, fish cakes ve en son olarak karamelize soğanlı mini cheeseburgerlerle güzel bir akşamı finalize ettik. Özellikle but parçalarını yaptıktan sonra ikram edilen beyaz şarap yorgunluğumuzu atmaya yetti diyebilirim.

Yaptığımız her yemek çok güzeldi ama bir tanesini seç derseniz samosayı seçerdim. Samosa, Hindistan’ın puf böreği diyebileceğimiz bir yemek ve orada sokaklarda, farklı çeşitlerle satılıyormuş. Özellikle hamur işi sevenler bence bu yemeğe bayılır. Günün birinde olur da yolumuz Hindistan’a düşerse oralarda da tadına bakmak isteriz. (Babama not: Sponsorum lütfen korkma bu sene düşünmüyoruz. :) )

Bizim katıldığımız kursta ağırlıklı olarak çiftler vardı. Bence insan keyifli bir yemek yediği zaman çok mutlu ve motive oluyor. Özellikle eşinizle (evli değilseniz sevgilinizle) beraber yemek yaptığınız ve sonrasında beraber bu yemeği yediğiniz de mutluluğunuz katlanıyor. :) Açık konuşayım elimden yemek yapmak gelir ama bunu eşime çaktırmam. Ama MSA’da beraber yemek yapmak çok eğlenceli bir süreçmiş.

Bu sırada arkadaş grubumuzla da çok eğlendik. Hatta hemen ertesi gün “İtalyan Mutfağı” için kayıtlarımızı yaptık. Anlayacağınız MSA maceralarımız devam edecek.

Bon Appétit :)