Gerçekleri Tarih Yazar…

0

Posted on : 17-05-2011 | By : Çağdaş | In : Sportif

Hayat koşturması içinde bir süredir yazılarıma istemeden ara vermiştim.

Galatasaray’ın unutulmaz UEFA zaferinin 11.yılını kutladığımız bugün paylaşımlarıma kaldığım yerden devam ederek sizlerle buluşuyorum.

Bu yazıyı yazmadan önce o unutulmaz maçın görüntülerini tekrar izledim ve o güne geri gittim. İçimin ürperdiğini ve duygulandığımı itiraf etmem lazım. Kolay değil, tarihin yazıldığı bir ana şahit olmuştum.

Rakiplerin hayallerindeki gördükleri – ve hatta görmeye devam ettikleri – kupaları Türkiye’ye getirdiğin için seninle ne kadar gurur duysak azdır Galatasaray!

Kötü geçen sezonun ardından Ünal Aysal ile yeni bir sayfa açıyoruz. Bu sayfada tarihi yazan ekibin başındaki kişi olan Fatih Terim’in de yer alacağı konuşuluyor. Ünal Aysal’ın yaptığı açıklamalardan kendisinin futbol yönetimine de farklı bir vizyon getireceğini düşünüyorum.

Galatasaray, 4 yıllık bir sürecin sonunda UEFA kupasıyla zirveye çıkmıştı. Yeni yaratılacak sinerjiyle 4 yıllık bir sürecin sonunda bu sefer Şampiyonlar Ligi’ni kaldırarak tarih yazabileceğimize inanıyorum.

Zaten böylesini bir tarihi Galatasaray’dan başka kim yazabilir ki?

(NOT: Görsel Google resim arama sonuçlarından alınmıştır.)

Sen Aslansın Unutma!

0

Posted on : 16-04-2011 | By : Çağdaş | In : Sportif

Hani kabus gördükten sonra uyanıp her şeyin bir rüya olduğunu fark ettiğinizde büyük bir rahatlama duyarsınız ya, işte Galatasaray’da bu sezonu tamamladığında böyle hissedecek diye düşünüyorum.

Yazmak istediğim çok şey var ama açık konuşmak gerekirse 2000 yılındaki UEFA ve Süper Kupa şampiyonlukları sonrası Galatasaray’da ciddi bir düşüş başlamıştı. Günü kurtaracak geçici çözümler kulübü bir yere getirmedi. Aynı seçimleri yaparak farklı bir sonuç elde edilemeyeceği artık net bir şekilde görülmüş ve anlaşılmış olmalı diye düşünüyorum. (Bkz. 2.Fatih Terim ve 2.Hagi dönemleri)

Bunun dışında yönetimdeki iç çekişmelerin, ego savaşlarının bir kurumu ne hale getirdiğinin de acı bir örneğini de görmüş olduk. Umarım bu yaşananlar bir Vaka Analizi (Case Study) olarak Galatasaray’ın ilgili birimleri tarafından incelenir ve geleceğe yönelik daha net bir vizyon çizilir.

Bu sezona dönersek, takımın ayağa kalkması için gereken tek şey oyuncuların “Aslan” olduklarını hatırlamaları ve “Aslan Yürekleriyle” sezon sonuna kadar mücadele etmeleri. Korkudan küme düşme hesaplarına girmiyorum ancak Pazartesi Manisaspor’u yenmemiz ve gelecek hafta Fenerbahçe’nin de Bucaspor’u yenmesi durumunda bu tehlike sanırım ortadan kalkıyor.

Özetle Galatasaray, 2000 yılında yapması gereken yeniden yapılanma hamlesini 11 yıl gecikmeyle bu sezon sonunda yapacak. Bu tarz hamleler her zaman bir soru işareti içerir, ama kaybedecek bir şeylerin kalmadığı noktada farklı bir yol çizmek her zaman avantaj sağlar. (Örn. Baros, Kewell, Neill gibi isimlerin gönderilmesi) Taşların yerine oturması ise en az 3-4 yıl alacaktır diye tahmin ediyorum. Sabretmekten başka şu aşamada yapacak bir şey yok.

Galatasaray’ın Yanlışı

0

Posted on : 12-02-2011 | By : Çağdaş | In : Sportif

Galatasaray’la ilgili sportif paylaşımlara bir süredir ara vermiştim.

Daha doğrusu takım zaten iyi gitmediği için ne yazacağımı pek bilemiyordum.

Bu akşam yine bir mağlubiyetle İstanbul’a dönerken düşüncelerimi yazıya dökmek istedim. Esasında takımın durumunu görünce bu mağlubiyete pek fazla da şaşırmadım.

Her bir futbolcu için detaylı teknik analizlere girmeyi düşünmüyorum. Ancak Galatasaray’ın ısrarla yaptığı bir yanlışı biraz irdelemek istedim: Daha önce denediği şeyleri bir kere daha tekrarlamak ve bu sefer farklı sonuç beklemek.

Gheorge Hagi, çok iyi bir futbolcuydu ve 1 dönem Galatasaray’ı çalıştırmıştı.

Seneler sonra Rijkaard’ın yerine kendisini tekrardan takıma getirildi. Galatasaray yeni bir stada gidecek, yeni bir enerji yakalayacakken eski defterler tekrar açıldı ve Hagi tekrar takımın başına getirildi. Takımın bulunduğu durum ortada. Kendisi son röportajında süre istemiş, ama antrenörlük vizyonunu ve kısıtlı yeteneklerini görünce Hagi’ye çok fazla süre verilmemesi gerektiğine inanıyorum.

Galatasaray’da ne zaman bu tarz hoca değişiklikleri söz konusu olsa, Hagi, Fatih Terim, Lucescu, Eric Gerets isimleri ortaya atılır. Sanki dünya üzerinde bu isimlerden başka teknik direktör yokmuş gibi. Bu antrenörlerin kariyerlerine saygılıyım ancak geri gelişler genelde başarı getirmez. Bunun bizde ve yurtdışında örnekleri vardır.

Artık yeni isimleri takıma getirmenin zamanı geldi. Galatasaray, yeni stadıyla beraber artık vizyonunu yenilemeli. Yoksa bu kısır döngüden -denenmişleri tekrar denemek- kurtulamayacağız.

Daha önce kafamdaki antrenör adayını bu yazımda paylaşmıştım ve İngiliz modelini önermiştim. Israrla bu modelin gelmesi gerektiğini savunuyorum. Hatta daha önce ismi gündeme gelmiş olan Peter Kenyon da profesyonel yönetici olarak kulübe gelirse bir şeyler değişebilir. Kendisinin Adnan Sezgin’den çok daha iyi olacağına eminim.

Umarım ilerleyen günler Galatasaray’a hayırlı olur.

Galatasaray ne yapmalı?

2

Posted on : 29-11-2010 | By : Çağdaş | In : Sportif

Galatasaray’la ilgili son yazımı Frank Rijkaard’ın gönderilmesi öncesinde yazmıştım.

Geçen süre zarfında takımımızın durumu neredeyse beni futboldan soğuttu. Kötü yönetimler, ısrarla tekrarlanan yanlışlar ve daha sayılamayacak birçok sebep yüzünden Galatasaray tarihinin en kötü dönemlerinden birini yaşıyor.

Kim, neyi yanlış yaptı diye irdelemektense yarın sabah “Galatasaray Spor Kulübü Başkanı” olarak uyansam neler yapardım diye düşündüm. Bu vesileyle Galatasaray taraftarlarıyla da fikir jimnastiği yapmış oluruz.

PROFESYONEL FUTBOL YÖNETİMİ: Bugün dünya ekonomisinin %3’ünü futbol ekonomisi oluşturmaktadır. Böylesine büyük bir pazarda, çıtasını yükseltmiş bir Galatasaray amatör bir bakış açısıyla yönetilmemeli. Bu yüzden futbol ekonomisi konusunda deneyimli profesyonelleri işin başına geçirirdim. Böylece başkan olarak her işe dahil olmaktansa sadece ilgili profesyonellerden rapor alarak daha efektif bir yönetim tarzı oluştururdum.

FUTBOL TAKIMININ ANTRENÖRÜ: Hagi büyük bir futbolcuydu ama büyük bir antrenör kesinlikle değil. Uzun vadede takımı Tugay Kerimoğlu’na emanet etmek istiyorsanız kendisinin iyi bir antrenörün yanında yetişmesi gerekir. Antrenörlük kariyeri zayıf olan Hagi’nin yanında Tugay’ın bir şey öğrenebileceğine inanmadığım için Hagi’yi hemen gönderirdim. Yerine geçirmeyi düşüneceğim aday, Kuzey İrlandalı teknik adam Martin O’Neill olurdu. (Bkz. Leicester City, Celtic ve Aston Villa kariyeri) Çalıştırdığı her takımın ciddi aşamalar kaydetmesini sağlamış bir antrenör O’Neill. Tugay’da İngiliz futbol kültürüne yakın olduğu için güzel bir birliktelik oluşturabileceklerine inanıyorum.

(NOT: Martin O’Neill Ağustos ayında Aston Villa’dan ayrıldı. Son dedikodulara göre Al-Hilal takımının başına geçmesi gündemdeymiş. Bize gelmesi hiç zor değil.)

FUTBOL TAKIMI REVİZYONU: Yeniden yapılanma özünde hırs gerektirir. Artık koşmaya, mücadele etmeye gücü kalmamış futbolcularla yeniden yapılanamazsınız. Futbol takımını profesyonellere teslim edip, teknik ekibi değiştirdikten sonra son aşamada, tüm transfer odağını Wonderkid denilen geleceğin yıldız adayı olan futbolculara vererek takımı revize ederdim. Hırslı oyuncular hem takıma hem de taraftara güçlü bir enerji getirebilir diye düşünüyorum. Uzun vadede bu oyuncuları yüksek ücretlere satarak düzenli bir gelir akışı sağlanabilir.

Esasında yazdıkça daha çok şeyler çıkıyor ama bir kısmını da futbolseverler ve özellikle Galatasaray taraftarlarıyla tartışmak isterim. Varsa katkılarınızı bekliyorum.

Son olarak çok sevdiğim Jupp Derwall’in şu meşhur sözünü gelin hep beraber hatırlayalım:

Galatasaray’ın adının olduğu her yerde umut vardır.

Menemen vs El Bulli

0

Posted on : 18-10-2010 | By : Çağdaş | In : Sportif

Dünyaca ünlü, Michelin yıldızlı bir şefi restoranınıza getirip eline domates, biber, yumurta verip “Şefim sen bize iyi bir menemen yap, biz bu vizyona inandık bol bol ekmek banıp yeriz” derseniz şef öncelikle durumu garipser.

Daha sonra kendi kendine “Yahu ben El Bulli’de şeflik yapmış adamım, bir tek menemen mi?” diyerek size kendince farklı alternatifler sunmayı dener.

Ama elinde domates,biber,yumurtadan başka malzeme yoktur.

Malzeme istedikçe de “Şefim al sana acı biber, nane, kekik idare et ne olur” diyerek durumu geçiştirirsiniz.

Bir süre sonra menemen artık içinizi baymaya başlar. Şefiniz de zaten menemenden sıkılmaya başlamış “Elimdeki malzeme bu ne yapayım?” diye söylenmektedir.

Gün gelir restorana gelenler “Yeter artık. Menemenden içimiz kıyıldı.” derler.

“Müşteri her zaman haklıdır.” yaklaşımıyla şefinizle yollarınızı ayırmaya karar verirsiniz. Zaten bu şef hiçbir zaman iyi menemen yapamamıştır. Size gereken bu yemeği iyi yapabilecek kendi öz kaynaklarınızdan biridir.

Peki bu sırada akıllarda şöyle bir soru belirir:

Yapmakta olduğunuz devasa restorana sadece menemen yemeye kim gelir?

İşte Galatasaray’ın içinde bulunduğu durumun trajikomik öyküsü bence böyle…

Muhtemelen çok yakın bir zamanda Frank Rijkaard’ın Galatasaray’dan ayrıldığını duyacağız.

Yazacak çok şey var ama sanırım kendisine Timur Selçuk’un şarkısıyla veda etmek yerinde olacak:

Yollarımız burada ayrılıyor
Artık birbirimize iki yabancıyız
Ne kadar acı olsa,ne kadar güç olsa,
Her şeyi,evet her şeyi unutmalıyız!

Keşke Galatasaray’ın başına çok daha farklı koşullarda gelseydin Frank Rijkaard.

Şimdiden yolun açık olsun.

Takım olamayan yönetim ekibi

0

Posted on : 04-07-2010 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası, Sportif

Bir yönetim ekibi düşünün. Yöneticilerden bir tanesi, yönetim kurulu üyeliğine ek olarak görev aldığı bir şubedeki yetkilerinin kısıtlanmasına içerliyor. Şube içerisinde yeni kurulan sistemin iyi işleyemeyeceğini düşünüyor ve bir süre sonra şubedeki görevinden istifa ediyor. Bu şubenin alacağı hiçbir kararın altında imzasının olmayacağını söylüyor. Bir anlamda olası başarısızlıklarda sorumlu ben değilim diyerek kendini garanti altına alıyor. Bu noktada istifasını yönetim kurulu başkanının masasına bırakıyor ve takip eden yönetim kuruluna da tatilde olacağı için katılamayacağını bildiriyor.

Bir insan neden istifasını masaya bırakır? Muhtemelen yönetim kurulu başkanıyla arasında soğuk bir savaş vardır ve kendisini muhatap almak istemez. Olası bir tartışmaya girmemek içinde istifasını takip eden toplantıda yer almama taktiğine gider.

Yönetim kurulu başkanı da bu gelişme üzerine ilgili yöneticinin yorulduğunu ve dinlenmesi gerektiğini söyler. Sorunun üzeri şimdilik kaydıyla kapatılır. Bu sırada yönetim ekibinin sorumlusu olduğu futbol takımı ise yeni bir sezona başlangıç arifesindedir. Başta teknik direktör ve futbolcular bu gelişmeleri dikkatlice izlemektedirler. Peki sizce yönetim bu krizi minimum zararla nasıl atlatır?

Harvard Business School’da üzerinde tartışılan vaka analizleri (case study) gibi bir yazı oldu değil mi? Esasında bu durum bir futbol takımını yöneten ama kendi içinde takım olamayan bir yönetim ekibinin ironik bir hikayesi. Yeni sezona yarın başlayacak Galatasaray’da yaşanan yönetim zafiyetinin fotoğrafı…

Takım olabilen ekip yaratmak günümüz dünyasında çok önemli bir meziyet ve bu meziyete herkes sahip olamıyor. Egosantrik ve “Ben dedim oldu” yönetim anlayışını tercih ederek ancak günü kurtarabilirsiniz. Zaten çoğu organizasyonun da yaptığı budur.

Ama iyi bir takım oluşturursanız sürdürülebilir başarının gelmesi kaçınılmaz olur. UEFA ve Süper Kupa’yı Türkiye’ye getirmiş Galatasaray’ımızın bu durumlara düşmesini üzüntüyle karşılıyorum. Geçen 10 sene zarfında bu başarıların tekrar etmemesinin sebebini antrenör ve futbolculardan önce yönetimlere bağlamak lazım. Her yönetim kurumsal olmaktan bahsetti ama Galatasaray Spor Kulübü’ne profesyonel futbol yönetimi getirebilen olmadı. Kendisini tanımasam da bu bağlamda Adnan Sezgin’in de iyi bir futbol yöneticisi olduğuna kesinlikle inanmıyorum.

Özetle takım olabildiği ölçüde bir yönetim başarılıdır. Bu takımı yöneten başkanda, orkestra şefi gibi, harmoniyi sağlamak ve takım ruhunu canlı tutmakla yükümlüdür. Galatasaray’da orkestra şefi ilk bölümü iyi yönetemedi, arada çatlak sesler duyduk. Umarım ikinci bölümü ahenkle yönetir de dinleyiciler biraz zevk alır.

Hep destek, tam destek!

0

Posted on : 10-06-2010 | By : Çağdaş | In : Sportif

Coca Cola’nın bloggerlar arasında düzenlediği 90 Türk +1 yarışmasında heyecan devam ediyor.

Böylesine heyecanlı bir yarışmaya ilk defa katıldım ve inanılmaz keyifli bir duygu olduğunu söylemem lazım. İşyerimde bile sürekli olarak adayların olduğu sayfaya girerek son durumları takip ediyorum.

Bugün yurtdışından dönmekte olan bir kişinin Twitter mesajında Güney Afrika’ya giden İspanyol taraftarları kıskandığını belirten bir mesaj okudum. Hepimiz oraya gitmek ve o coşkuyu yaşamak istiyorduk. Coca Cola’nın yarışmasına katılan 90 Türk, Dünya Kupası’nı deneyimleme şansını yakaladılar. Eminim unutamayacakları bir organizasyon yaşayacak, hatta uzun yıllar sonra bile sohbet ortamlarında Dünya Kupası anılarını anlatacaklar. İşte bu 90 Türk’e eşlik edecek blogger olmaya talibim. Amacım futbolun coşkusunu, oradaki katılımcıların deneyimlerini kendi bakış açımla harmanlayarak paylaşabilmek.

Bu linkte şu anda 3.sayfada yer alan yazımı beğenerek ve Facebook profilinizde paylaşarak beni destekleyebilirsiniz. Herkese şimdiden çok teşekkürler :)