Veri Depolama Çözüm Yaklaşımları

0

Posted on : 24-04-2011 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

Günümüz IT dünyasının karşılaştığı en önemli zorluklardan biri, sürekli olarak artan şirket verilerini en efektif ve güvenli şekilde saklayabilmek.

İşim gereği vaktimin büyük çoğunluğunu şirket ziyaretleriyle geçiriyorum ve istisnasız her IT yöneticisinin bu zorluğa karşı çözüm arayışında olduğunu bizzat gözlemledim. Durum böyle olunca yeni paylaşımımı veri depolama alanındaki farklı çözüm yaklaşımları konusuna ayırdım.

Gartner, son yaptığı bir araştırmada 2009 yılında 0.9 Zettabyte olan dijital veri dünyasının, 2020 yılında yaklaşık 40 kat büyüyerek 36 Zettabyte seviyesine çıkacağını bildiriyor. (NOT: 1 Zettabyte = 1,000,000,000,000,000,000,000 bytes = 1 milyar Terrabyte) Şu anda bu yazıyı okurken bile veri miktarının ciddi oranda büyümekte olduğundan emin olabilirsiniz.

Şirketler açısından baktığımızda, artan veri miktarı, öncelikle yeni kapasite ihtiyacını doğuruyor. Mevcut donanımlara ek olarak veri depolama parkına yeni sistemler eklemek gerekiyor. Bunun dışında büyüyen veri yapısı, yedekleme (backup) sürelerinin de uzamasına sebep oluyor. Mesela mesai bitimiyle beraber başlayan günlük yedekleme işleminin ayrılan süre içinde tamamlanamadığını düşünelim. Ertesi gün mesai başladığında ve kullanıcılar yeni yarattıkları verileri sisteme dahil ettiklerinde, bir önceki günün yedekleme işlemi bitmediği için başta performans olmak üzere, sistem üzerinde çeşitli problemlerle karşılaşılacaktır. Bu senaryoyu eminim hiçbir IT yöneticisi istemez.

Bu noktada iki çözüm yaklaşımının ön plana çıktığını düşünüyorum:

Tekilleştirme (De-duplicaton): Çok basit anlamıyla verilerin sabit veya değişken büyüklüklerde parçalara bölünerek yedeklenmesidir. Aşağıdaki görsel bu işlemi en basit haliyle anlatıyor. Teknik detaylara girmek istemiyorum ancak tekilleştirme, mevcut donanımlarınızdan aldığınız performansı arttığı gibi ek yatırım maliyetini de çoğu durumda ortadan kaldırabiliyor. Son dönemde IT yöneticileri tarafından tercih edilen bir çözüm yaklaşımı.


-Görsel, eWeek.com sitesinden alınmıştır. –

Arşiv Datasının Ayrı Sistemlerde Tutulması: Birçok şirkette arşiv datası ile aktif datanın bir arada tutulduğunu görüyoruz. Durum böyle olunca, bu iki farklı data yapısı sürekli olarak aynı donanımlar üzerinde yedekleniyor. Bu noktada arşivleme ile veri yedeklemeyi birbirinden konsept olarak ayırmak gerek. Veri yedekleme (backup), iş sürekliliği için aktif olarak gereken dosyalarınızın, herhangi bir felaket durumunda geri çağrılarak sisteminizin ayağa kaldırılması için yaptığınız bir işlemdir. Arşivleme ise içeriği değişmez hale gelmiş (kayıt niteliği kazanmış), iş sürekliliğiniz için aktif ihtiyaç duyulmayan ancak yasal zorunluluk, kurumsal yönetim ilkeleri vb.. sebeplerden dolayı belli bir süre tutmanız gereken dosyalarınızın saklanmasıdır. (Örn. 5 yıl önceki bir iş planı, kapanmış bir müşteri dosyası gibi) Aktif data ile arşiv datasını bir arada tutmanız, size yüksek kapasiteli veri depolama ünitesi ihtiyacı olarak geri dönmektedir. Ancak arşiv datanızı, mevcut aktif datanızdan ayırmanız ve farklı bir kayıt ortamında tutmanız, yedekleme yapacağınız datanın miktarını azaltıp, yedekleme hızınızı arttıracaktır.
(NOT: Bu konuyu ayrı bir paylaşımda daha detaylı incelemek isterim. )

Teknoloji her geçen gün gelişiyor ve yeni yaklaşımlar piyasa sunulmakta. Dijital veri dünyasının böylesine yüksek bir oranda büyümesi, “Veri Depolama” başlığının IT yöneticilerinin ajandalarında daima üst sıralarda yer almasını sağlayacak gibi gözüküyor.

Sen Aslansın Unutma!

0

Posted on : 16-04-2011 | By : Çağdaş | In : Sportif

Hani kabus gördükten sonra uyanıp her şeyin bir rüya olduğunu fark ettiğinizde büyük bir rahatlama duyarsınız ya, işte Galatasaray’da bu sezonu tamamladığında böyle hissedecek diye düşünüyorum.

Yazmak istediğim çok şey var ama açık konuşmak gerekirse 2000 yılındaki UEFA ve Süper Kupa şampiyonlukları sonrası Galatasaray’da ciddi bir düşüş başlamıştı. Günü kurtaracak geçici çözümler kulübü bir yere getirmedi. Aynı seçimleri yaparak farklı bir sonuç elde edilemeyeceği artık net bir şekilde görülmüş ve anlaşılmış olmalı diye düşünüyorum. (Bkz. 2.Fatih Terim ve 2.Hagi dönemleri)

Bunun dışında yönetimdeki iç çekişmelerin, ego savaşlarının bir kurumu ne hale getirdiğinin de acı bir örneğini de görmüş olduk. Umarım bu yaşananlar bir Vaka Analizi (Case Study) olarak Galatasaray’ın ilgili birimleri tarafından incelenir ve geleceğe yönelik daha net bir vizyon çizilir.

Bu sezona dönersek, takımın ayağa kalkması için gereken tek şey oyuncuların “Aslan” olduklarını hatırlamaları ve “Aslan Yürekleriyle” sezon sonuna kadar mücadele etmeleri. Korkudan küme düşme hesaplarına girmiyorum ancak Pazartesi Manisaspor’u yenmemiz ve gelecek hafta Fenerbahçe’nin de Bucaspor’u yenmesi durumunda bu tehlike sanırım ortadan kalkıyor.

Özetle Galatasaray, 2000 yılında yapması gereken yeniden yapılanma hamlesini 11 yıl gecikmeyle bu sezon sonunda yapacak. Bu tarz hamleler her zaman bir soru işareti içerir, ama kaybedecek bir şeylerin kalmadığı noktada farklı bir yol çizmek her zaman avantaj sağlar. (Örn. Baros, Kewell, Neill gibi isimlerin gönderilmesi) Taşların yerine oturması ise en az 3-4 yıl alacaktır diye tahmin ediyorum. Sabretmekten başka şu aşamada yapacak bir şey yok.

Amsterdam Maceramız HT Tatil’de…

0

Posted on : 04-04-2011 | By : Çağdaş | In : Geziler & Keşifler

Eşimle beraber 2011 yılındaki gezi maceralarımıza Kuzey’in Venedik’i Amsterdam ile başlamıştık. Hatta gezi sonrası yazılarımı iki bölüm halinde sizinle paylaşmıştım. (I Amsterdam – Bölüm 1 ve I Amsterdam – Bölüm 2)

Ve bu maceramızla HT Tatil ekinin yeni sayısında yer alıyoruz. :) Gazetede çıkan yazımızı aşağıda bulabilirsiniz. (HT Tatil web sitesinde de burada yazımız yer alıyor.)

Gezilere ve keşiflere 2011 yılında da son hız devam edeceğiz.

Bizi izlemeye devam edin. :)

2011 Yaz Tatili Rotaları

2

Posted on : 31-03-2011 | By : Çağdaş | In : Geziler & Keşifler

Yazımın başlığını okuyunca “Daha bahara yeni başlıyoruz, yaz tatili nereden çıktı?” diye sorabilirsiniz.

Malum zaman çabuk geçiyor. Bugün, yarın derken bir anda bakarsınız yaz ayları gelir, son dakika organize olmak için stres yaşarsınız. Hazır erken rezervasyon dönemi başlamışken yaz tatili planlarını yapmaya başlamakta fayda var.

Daha önce burada 2011 yılında popüler olacağını düşündüğüm seyahat duraklarını paylaşmıştım.

Bu yaz, Şeker Bayramı öncesi veya sonrasında alınabilecek bir izinle, uzun bir tatil yaratma imkanı var. Bu süre içerisinde, genel yaz tatili rotalarına alternatif olabileceğini düşündüğüm birkaç rotayı paylaşmak isterim.

Portekiz Turu & Madeira: Portekiz, Avrupa’da çok merak ettiğim ülkelerden biri. Avrupa ile Güney Amerika kültürlerinin ilginç bir karması olduğunu düşünüyorum. Denize girmek (Madeira), değişik şehirleri keşfetmek (Lizbon,Porto) ve tarihi yerleri (Fatima) ziyaret etmek adına ilginç bir tercih olabilir. Özellikle Madeira adasıyla ilgili olumlu yorumlar okuyorum.

San Diego – California: San Diego, Amerika’da ilk gittiğim şehirdi. California denilince akla hemen Los Angeles ve San Francisco gelir. Bu büyüleyici iki şehrin yanına San Diego’yu da mutlaka eklemek lazım. Coronado, Balboa Park, La Jolla, San Diego Zoo ve SeaWorld San Diego aklıma ilk gelen yerler. Hatta isterseniz 5 saatlik bir araba yolculuğuyla Las Vegas’a da gidebilirsiniz. Veya araba kiralamışken San Diego’dan San Francisco’ya kadar olan California sahilini gezebilirsiniz.
(P.S: Las Vegas maceralarımı ayrıca paylaşırım. Bence herkesin hayatında mutlaka görmesi gereken bir yerdir.)

Mauritius: Mauritius, Türkiye’den vize istemeyen ülkelerden biri. “Hint Okyanusu Yıldızı” diye tanımlanan bu güzel adaya Emirates havayollarıyla Dubai aktarmalı gidilebiliyor. Şöyle tropik bir sahilde uzanayım, elimde güzel bir kitap olsun, bir yandan da kokteylimi yudumlayayım derseniz güzel bir tercih olabilir. Tamamen zihninizi boşaltıp, yeniden şarj olmuş bir şekilde tatilden dönebilirsiniz. :)

İtiraf edeyim bu yazıyı yazarken tatili çok özlediğimi fark ettim. Tatili düşünmek, planlarını yapmak, gidilebilecek rotaları belirlemek bile insanın motivasyonunu arttırıyor. Gerçekten tatil gibisi yok. :)

“Bütün dünya buna inansa, hayat TATİL olsa” diyerek yazımı noktalayayım. :)

2011 yılı yaz tatilinizin en güzel şekilde geçmesi dileklerimle…

Gelir Bahar Ayları…

0

Posted on : 22-03-2011 | By : Çağdaş | In : Havadan Sudan

21 Mart’ı yani baharın ilk gününü geride bıraktık.

Her mevsimin kendine göre güzelliği olabilir ama bahar ayı bana yenilikleri çağrıştırır. Kendimi bu ayda daha enerjik hissederim.

İşte bu enerjiyle küçük bir atılım yaparak bizim emektarla baharın ilk günü vedalaştık. Biraz hüzünlü ama bir o kadar da kaçınılmaz bir vedaydı bu. :( Hayat döngüsü içinde değişimden kaçmak imkansız. Şimdi heyecanla yeni arabamızı bekliyoruz. :)

Bu yazıyı yazarken, henüz kesinleşmemekle beraber, Hagi’nin Galatasaray macerasının sona erdiği yönünde haberler çıkmıştı. Aynı şekilde bu da kaçınılmaz bir veda. Anlaşılan bahar ayı Galatasaray’a da yeni bir enerji getirecek. Buna her şeyden çok ihtiyaç vardı.

Bahar aylarıyla beraber yükselen enerjinin hayatınıza yenilikler getirmesini dilerken sizleri Celine Dion’la baş başa bırakmak isterim. :)

Sevgiler…

Yeni Opel Astra HB Sürüş Deneyimi

2

Posted on : 12-03-2011 | By : Çağdaş | In : Havadan Sudan

Bizim emektarla çok anımız vardır, ne de olsa ilk arabam.

Hayatımın son 8 senesini sevinciyle, hüznüyle beraber geçirdik. Hatta askerdeyken bile beni kapımın önünde bekledi. :) Ne kadar kızsam da esasında çok şeyi paylaştık.

Fakat değişen ve gelişen dinamikler doğrultusunda artık bizim emektarın da değiştirilme zamanı – üzücü olsa da – geldi.

Durum böyle olunca yeni araba arayışlarına başlamıştım. Açık konuşayım araba seçmek pek kolay değil. İnternette birçok forumda farklı yazılar var, kafa karışıklığı olmaması adına test sürüşüne gidip arabayı doğrudan deneyimlemek karar verme aşamasında çok faydalı oluyor.

İşte size Yeni Opel Astra HB ile yaşadığım sürüş deneyimlerinden bazı notlar…

Test sürüşünde Yeni Opel Astra HB’in 1.6 115 HP Cosmo (otomatik vites) modelini sürdüm. Astra’nın kırmızı renk LED gösterge panelleri, orta konsolu ve tuş takımlarının altından çıkan kırmızı ışıklar arabaya estetik bir hava veriyor.

Yeni Opel Astra HB‘de sürücü koltuğunu ve ön koltuğu kendi boyuma göre ayarladıktan sonra hemen arka koltuklara geçerek diz mesafesini denedim. Açıkçası herhangi bir rahatsızlık, dizlerin koltuğa değmesi gibi bir durumla karşılaşmadım. Arka koltukta 3 kişi oturabilir ancak ortadaki kişi çok rahat edemez. (NOT: Opel bu modele özel bebek koltuğu sunuyor.) Bagaj hacmi de benzer şekilde tatmin edici gözüküyor.

Teknik anlamda 1.6 115 HP ile hızlanmak istediğinizde aracında zorlandığını hissediyorsunuz, bu anlamda çok seri olduğunu söyleyemem. Teknik kıyaslamalar ve bazı forum yorumları doğrultusunda 1.4 140 HP Turbo (otomatik vites) modelinin çok daha performanslı olduğunu göreceksiniz. (NOT: Maksimum tork ve sıkıştırma oranlarını incelemeniz fikir verecektir.)

1.6 115 HP’yi kullanırken yol bilgisayarında 100 lt. için ortalama yakıt tüketimi 12.2 lt. olarak gözüküyordu. Özellikle trafiğin yoğun olmasından dolayı sürekli durma-kalkma durumu bu değeri etkilemiş olabilir. 1.4 140 HP Turbo (otomatik vites) modelinde 100 lt. için yakıt tüketimi 9 lt. olarak gözüküyor. Çeşitli faktörleri düşünerek %10 bir pay daha eklersek 10 lt. civarında bir tüketim yapıyor. Bu açılardan bakıldığında Yeni Opel Astra HB alacaksanız kesinlikle 1.4 140 HP tercih etmenizi öneririm.

Yeni Opel Astra HB’in 4 paket seçeneği var. EnjoyEnjoy PlusSport ve Cosmo. Enjoy serisinde orta konsolda yer alan ekran, klasik tip Astra’daki ekranlara benziyor. Bu açıdan bana cazip gelmedi. Sport modeliyle beraber bu ekran renkli ve daha geniş oluyor. Ek olarak navigasyon özelliğini de kullanmak isterseniz kesinlikle Sport ve üst modelleri değerlendirin derim.

Opel’in bu modelini görene kadar almayı düşünmezdim. Ancak Yeni Opel Astra HB gerçekten başarılı bir araba olmuş, hakkını vermem gerekir.

Almayı düşünenlere şimdiden keyifli sürüşler :)

Resimler Opel Türkiye resmi sitesinden alınmıştır.

İçerik Sitesi Yolculuğu

0

Posted on : 06-03-2011 | By : Çağdaş | In : İş Dünyası

Geçtiğimiz aylarda bilimsel haberlere yer veren yeni içerik sitesi girişimimizden burada bahsetmiştim.

Sitemizin yayın hayatına başlamasının üzerinden yaklaşık 2 aylık bir süre geçti. Günden güne sitemizin daha da olgunlaştığını gözlemliyoruz.

Bunun üstüne internet girişimcisi Sn. Ersan Özer’in Digital Age dergisi web sitesindeki “İnternet’te içerik” ile ilgili yazısını okuyunca, içerik sitesi yolculuğumuzdaki deneyimlerimizi paylaşmak istedim. Özellikle içerik sitesi kurma fikri olan girişimcilere yön verebileceğini düşünüyorum.

Öncelikle bir içerik sitesi oluşturmak, içeriği kullanıcının oluşturduğu (user-generated content) sitelere göre daha zor. Bir defa sizin sürekli olarak özgün içerik yaratıyor olmanız gerekiyor. Kullanıcılar sitenizin konsepti doğrultusunda, kendilerine bir fayda sağlamak adına, sitenize tıklıyorlar. Bu noktada güncel ve özgün içerik sunamazsanız ziyaretçiler sitenize gelmemeye başlarlar. İçerik oluşturmanın yanına ek olarak “Siteye nasıl ziyaretçi çekebilirim?” sorusunu da düşünmeye başlarsınız. Şu durumda düzenli ve özgün içerik sunabilmek önemli bir faktör.

Katıldığım toplantılarda çoğu girişimcinin e-ticaret veya sosyal paylaşım alanlarına yönlendiğini gözlemliyorum. Hatta bu başlıklarda niş alanları tespit ederek rakiplerden farklılaşma istediği var. Bu bağlamda içerik sitesi oluşturmak daha zor (hatta kar edemeyeceğiniz) bir yol olarak gözüküyor.

İçerik sitelerinin temel amaçlarından biri dağınık haldeki bilgileri toparlamak. O yüzden seçtiğiniz alandaki tüm bilgi kaynaklarını düzenli olarak takip etmeniz gerekiyor. Güncel bir bilgi bulduğunuzda bunu mutlaka kendi süzgecinizden geçirerek duyurmanız lazım. Bu nokta Kopyala-Yapıştır sitelerden sizi ayıracaktır. Anlayacağınız içerik sitesi hazırlamak meşakkatli, sabır isteyen, uzun bir yolculuk. Kendinizi kafa olarak buna alıştırmanız, süreç içerisinde motivasyonunuzun düşmemesini sağlayacaktır.

Sn. Ersan Özer’in yazısında şöyle bir tespit var: “İçerikten para kazanılamadığı için kimse içerik üretmek için para harcamıyor.” Farklı bir bakış açısı getirmek adına kimse içerik üretmeye çalışmadığı için, gerçekten hakkını verecek bir içerik sitesi fikriniz varsa bu alanda rakipsiz olmanız içten bile olmaz. Ek olarak bu site üzerinden hatırı sayılır bir gelir elde etmeye başladığınızda ciddi bir başarı hikayesi (success story) yaratabilirsiniz.

İçerik sitesi yolculuğu belirttiğim üzere uzun bir yolculuk. Biz henüz bu yolun başındayız, gelişmeler oldukça sizlerle paylaşıyor olacağım. Bu sırada sizin paylaşmak istedikleriniz varsa her zaman tartışabiliriz.

Herkese kolay gelsin :)